Bir Hatırlatma
15/7/2008 · Kategori: Haberler
İran Sivil Hava Yollarına ait 655 uçuş sayılı yolcu uçağı, 290 yolcusu ile birlikte Visennes Savaş gemisinden Kruz Füzesi ile düşürüldü. Körfezin derin sularına gömüldü. Yolcuların 71’i çocuklardan oluşuyordu.
Amerika uçağı yanlışlıkla vurmasının karşılığı( o zaman yanlışlıkla vuruldu denmişti) 1996 da mahkeme kararı ile İran’ a 61,1 m,iyon dolar tazminat ödedi. Özür dilemeyeceğini İran’a bildirdi.
İran 20 yıl önce yaşanan bu facianın yıldönümünü anıyor.
Aslında İran-Irak savaşının planlayıcısı Amerika idi. Bu o kadar öyleydi ki, birazdan hatırlatacaklarım bu uçağın yanlışlıkla değil, kasıtlı olarak vurulduğunu gösterecektir. Tıpkı bizim Muavenet gemisinin vurulması gibi.
Devlet Bakanı Sözcüsü Mc Mckormak’a yaptığı söyleşide bir anlamda itiraf, bir anlamda İran’a gözdağı veren açıklamaları olmuş.
Bu insanlık faciasının kaza olmadığı, en azından İran halkı için kaza olmadığı aşikârdır.
Bu uçağın düşürülmesi, Amerika ve İsrail tarafından savaşın daha da uzatılmasının istenmesine rağmen, sekiz yıl savaşının sonu oldu.
Ancak, bu olaydan önce Körfez’de Amerika tarafından İran petrol tankerlerine karşı operasyonlar yapıldı.
Amerika ve İsrail Irak’a istihbarat, mali destek ve silah yardımı yapıyordu. Reagan yönetimi İran’ın kazanmaması ve savaşın uzayabildiği kadar uzamasından yana idi. Irak’ karşı tüm ticaret kısıtlamaları kaldırılırken, İran’a müeyyideler uygulandı. Irak’ın İran’a karşı kimyasal silahlar kullanmasına göz yumuldu. Irak’ın İran petrol tankerlerini vurmasında her türlü yardımı yaptı. Daha sonraları Irak tankerlerine Amerikan bayrağı koyarak nakliye yaptı.
İran FAV Yarımadasını alarak bunlara karşılık verdi. Bir anlamda ilan edilmemiş İran Amerika savaşı vardı. İran tankerleri Amerika tarafından batırıldı. Mesela,23 Eylül 1987 de Washington Post verdiği haberde Amerikan helikopterleri İran tankerlerine hücum etmiş ve birçok İranlı denizci ölmüştü. Khamaney altı İran hücum botunun Amerika tarafından batırılmasını İran Amerika savaşı olarak değerlendirdi. 21 Ekim 1987. 19 Nisan 1988 Washington Post İran’daki petrol rafinerilerinin Amerika’nın bombaladığını yazdı. O tarihlerdeki Amerikan gazetelerini internetten tararsanız İran Irak savaşının içindeki asıl savaşanın Amerika olduğunu kolayca görürsünüz.
1979 İslam Devriminden yeni çıkan İran’ı, Irak vasıtası ile yok edeceğini sanan Amerika ve İsrail’in bu kez işi daha da zor. Çünkü Devrimden sonra Şah ordusundan kalan 150 generalin 60’ı idam edilmişti. İran o tarihte en zayıf günlerini yaşıyordu.
Umuyor ve diliyorum ki emperyalizm Körfezin derin sularına gömülecektir. Yakın Doğu ve Orta Asya derin bir nefes alacaktır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Hatırla Sevgilinin Hatırlamadıkları
9/11/2007 · Kategori: Haberler
| Göster/ Gizle | ||
Aydınlık - Hikmet Çiçek, BANKA SOYGUNLARI DOĞU PERİNÇEK'İN "GAZIYLA" MI YAPILDI? TARİHİ BİR TOPLANTI "PARTİM OLSAYDI GİTMEZDİM" KİTLE ÇİZGİSİ- "ÖNCÜ SAVAŞ" YILDIRIM TELGRAF; ACELE GEL! kaynak:aydınlık dergisi |
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Bush, Erdoğan'a Pakistan Görevi Verdi
9/11/2007 · Kategori: Haberler
Erdoğan-Bush görüşmesinden tek bir somut sonuç çıktı: Türk Ordusu’nun kapsamlı harekatını engellemek... Bu amaçla belirsiz hedefler konuldu. Yeni bir üçlü mekanizma oluşturulması kararlaştırılarak top askere atıldı. İstihbarat paylaşımının çapının belirsiz olduğu Erdoğan’ın görüşme sonrası açıklamasına yansıdı. Batılı büyük gazeteler görüşmeden çıkan sonucu “Bush’un operasyonu engelleme taktiği” olarak yansıttı.
Başbakan Erdoğan'ın Bush'la yaptığı görüşmenin ardından açıklanan tek somut olgu Türkiye ile Amerika arasında üçlü bir mekanizmanın oluşturulması oldu. Askeri uzmanlar bu mekanizmanın daha önce emekli general Edip Başer'le, Amerikalı emekli general Ralston arasında oluşturulan mekanizmanın devamı olduğunu belirtiyorlar. Bilindiği üzere Türkiye ile Amerika arasında bir koordinatörlük mekanizması kurulmuş ancak bu mekanizmanın işlemediği görülmüştü. Nitekim mekanizmanın iflası daha sonra gerek Başer gerekse Ralston tarafından dile getirilmişti. Başbakan Erdoğan'ın gezisi sırasında yeniden benzer bir mekanizmanın kurulmasına karar verilmesi bir oyalama taktiği olarak değerlendirildi. Daha önce emekli generaller tarafından oluşturulan mekanizma bu kez görevdeki generaller ve Irak'taki işgal kuvvetlerinin komutanı arasında oluşturulacak.Üçlü mekanizma, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı James Cartwright ve ABD'nin Irak'taki güçlerinin komutanı David Patreus'tan oluşacak. Mekanizmanın içinde yer alacak olan Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Amerikan Dışişleri Bakanı Rice'la yaptığı görüşme sonrasında daha önce Türkiye-ABD ve Irak arasında oluşturulan mekanizmanın işlemediğini söylediği de akıllardan çıkmıyor. Bu durumun bir oyalama taktiği olduğunu gösteren yorumlar batı basınında da yer alıyor. Örneğin İngiliz The Independet gazetesi Erdoğan-bush görüşmesinden çıkan sonucun bir oyalama taktiği olduğunu tek cümleyle özetliyor. Gazetenin tek cümlesi şu: ""Bush'a nefes almak için bir fırsat." Amerikan tarafı istihbarat paylaşımı diyerek bugüne kadar Türkiye'ye PKK konusunda istihbarat yardımı bile sağlamadığını itiraf etmiş oluyor. İstihbarat paylaşımının boş bir vaat olduğu yine batı gazetelerinde yer alan yorumlarda ortaya çıkıyor. Örnek The Financial Times'tan. Şöyle yazmışlar: "Bush’un istihbarat paylaşımı ve askeri işbirliğini derinleştirme teklifinin Recep Tayyip Erdoğan üzerindeki iç siyasi baskıyı azaltmaya yetip yetmeyeceği bilinmiyor” Bush, Erdoğan'a Pakistan konusunda görev verdi ve Amerikan taleplerini Pakistan'a iletmesini istedi. Son günlerde Şanghay İşbirliği Örgütü'ne gözlemci olarak katılan ve Hindistan'la ilişkilerini geliştiren Pakistan'da Amerikan destekli muhalefet Devlet Başkanı Müşerref'e karşı harekete geçirilmişti. Bunun üzerine Müşerref ülkesinin çıkarları için sıkı yönetim ilan etti. Amerika bu durumdan çok rahatsız oldu ve kardeş ülke Pakistan'a karşı Türkiye'yi kullanma kararı verdi. İşte Bush-Erdoğan görüşmesinin basın toplantısında Pakistan konusunun özellikle gündeme gelmesinin nedeni de buydu. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
YENİ MECLİS'İN PORTRESİ
24/7/2007 · Kategori: Haberler
Tarikatçılar, PKK yandaşları, "Hepimiz Ermeniyiz" yürüyüşünün tertipçileri ve Yüce Divan sanıkları... Meclis'in yeni yapısı işte bu kesimlerden oluştu. "Terör örgütü üyesi olmaktan 15 yıla kadar hapis istemiyle 9 aydır tutuklu yargılanan Sebahat Tuncel, Türkbank ihalesi nedeniyle, Yüce Divanda yargılanan Mesut Yılmaz mecliste milleti temsil edecek. DTP'li bağımsızlar ise seçilir seçilmez federasyon talebinde bulundular.
22 Temmuz seçimlerinin ardından oluşan yeni Meclis'in yapısı dikkat çekiyor. Bir yanda AKP içindeki Fethullahçı, Nakşi, İsmailağa Cemaati gibi tarikatlara bağlı milletvekilleri, diğer yanda PKK yanlısı DTP'li bağımsızlar. Bağımsızlar içerisinde Barzani ile yakın işbirliğini savunan milletvekilleri de bulunuyor. Bağımsızlar içerisinde terör örgütü üyesi olmak suçundan halen napiste bulunan bir de milletvekili var. TÜRKBANK ihalesi nedeniyle yolsuzluktan Yüce Divan'da yargılanan Mesut Yılmaz da bu dönem Meclis'te olacak. "Hepimiz Ermeniyiz"mitinginin tertip komitesinde yer alan Ufuk Uras da Meclise girenler arasında. Tarikatçılar, PKK yandaşları, "Hepimiz Ermeniyiz" yürüyüşünün tertipçileri ve Yüce Divan sanıkları... İşte Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde beş yıl görev yapacak milletvekillerinin portresi. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Lozan Kahramanı Doğu Perinçek'in mahkemedeki son savunması
11/3/2007 · Kategori: Haberler
| |||||
| YANLIŞ SALON Burada iki gündür yapılan iş, yargılamaya benzemiyor; akademik bir toplantıya benziyor.İsviçre basınının yorumu da bu yöndedir. O zaman yanlış bir salon seçilmiştir. (Burada yargıç müdahale ederek, Perinçekten suçlama konusu içinde kalmasını ve mahkemeye eleştiri yöneltmemesini istedi) Perinçek devamla: Ben de suçlamaya cevap veriyorum. Açıklamalarım, akademik hürriyetle ilgilidir. Üniversitelerin işini mahkemeler yapmaz. Mahkeme salonlarında tarih tartışması yapılmaz. Yargıçlar, tarih hakkında hüküm veremez. Aksi halde, tarih tartışmasını yok ederler. Ve yapılan iş, Avrupa uygarlığı için ayıptır. Eğer buradaki faaliyet, ille bir yargılamaya benzetilecekse, Ortaçağdaki yargılamaların bir örneğidir. Sabahtan beri sorulan sorularla beynimin kıvrımları arasında dolaşılmaktadır. Cadı davalarında olduğu gibi, bilimsel kanaatim, düşüncelerim araştırılmaktadır ve suçlanmaktadır. Bu yapılanlarla bana bir zarar verilemez. Ama İsviçreye ve Avrupaya zarar verirsiniz. Bilimsel konuların tartışılmasını mahkemeyle, polisle, hapishaneyle, gardiyanlarla önlemeye kalkarsanız, kendinize yazık edersiniz. AVRUPA UYGARLIĞININ HALİ Bir kez bilimsel kanaat ve düşünce suçlanınca, burada görüldüğü gibi, Talat Paşa, Mustafa Kemal Atatürk, Lenin, Mao gibi geçen yüzyılın bütün devrimcileri; hedef alınmaktadır. Bu devrim düşmanlığıyla ve paslanmış anti-komünizm silahıyla varabileceğiniz bir yer yoktur. Avrupa uygarlığı kendi temellerini yıkmaktadır. Bu salonda yaşananlar da ne yazık ki bu gerçeği kanıtlamıştır. Bazı Avrupa ülkeleri 1930larda Nazi Almanyasından kaçan insanları ve Yahudileri sınırdan geri çevirir ve ölüme teslim ederken, Burada suçlanan işte o Jön Türkler, o insanları bağırlarına bastılar. Atatürk de o devrimci geleneğin temsilcisiydi. Almanyadan gelen Hirsch, Röpke, Schwarz, Koschaker, Ernst Reuter gibi bilim adamları, Avrupada faşizmin ve faşizme teslimiyetin kol gezdiği koşullarda, ırkçı zulümden kurtuluş ve bilim özgürlüğünü Türkiyede buldular. (Doğu Perinçek burada İsviçrenin Yahudileri sınırdan çevirerek Nazi soykırımına yaptığı katkılara değinmektedir. Ve bu sözleri yargıç ve savcı başlarını önlerine eğerek dinlediler.) Avrupa uygarlığı öyle bir yıkılıyor ki, Jean Thibaux gibi dürüst ve gerçek aydınlar, Avrupa ülkelerinin vatandaşlığını terk ediyor. Tanığımız olarak dinlenen Prof. Dr. Jean Thibauxnun Fransız vatandaşlığından Türk vatandaşlığına geçmesinden alayla söz edildi burada. Bu alayları bırakıp, Avrupanın gerçek aydınının niçin bu tavrı aldığı üzerinde düşünmeniz yerinde olur. Hürriyetler Avrupasının değerlerini bugün, çürüyen Avrupaya karşı bizler savunuyoruz. Bu yargılamada benim esin kaynaklarımı araştırmak için hayli gayret sarfedildi. Galile, Robespierre, Goethe ve Marx gibi Büyük Avrupalılardan aldığım esinle Ermeni soykırımı uluslar arası bir yalandır. diyorum. SOYKIRIM YOK SAVAŞ VAR Ermeni soykırımı iddiaları kesinlikle gerçek dışıdır. Konu iki düzlemde ele alınabilir. Birincisi, devletler arasında savaştır. Çarlık Rusyası ordusunda, Türkiyeye karşı 200 bin Ermeni piyadesi savaşmıştır. Fransız ordusunda da 5 bin Ermeni askeri Fransız üniforması giydirilerek, Türkiyeye karşı cepheye sürülmüştür. Rus ve Fransız ordusunda savaşan Ermeni askerlerinin önemli bir kesiminin Türk ordusu tarafından savaşta öldürüldüğü bilinmektedir. 1920 ve 1921 yıllarında Ermenistanın Türkiyeye saldırıları üzerine yapılan savaşlardaki kayıpları da buna eklemek gerekir. İkincisi, Rusya tarafından silahlandırılan Ermeni gönüllü birliklerinin Türk ordusunu iç hatlardan vurması ve köylerdeki terörü de, her iki taraftan önemli kayıplara neden olmuş, halklar arasında karşılıklı kırımlar yaşanmıştır. Ancak şunu belirlemek gerekir ki, Ermeni birlikleri emperyalizmin aleti olurken, Türkiye vatan savunması yapmıştır. RUS ARŞİVLERİ Gerçekleri size göstermek için, Rus arşivlerinden yüz belge seçtik. Bunlar, yalnız Sovyet ve Bolşevik arşivleri değildir. Belgelerin çok önemli bir bölümü, Rus Çarlığı arşivlerindendir ve aynı zamanda Sovyet döneminde Moskovaya getirilen Ermeni belgeleridir. Bunu ısrarla belirtmemize rağmen, Savcının devamlı Bolşevik ve Sovyet arşivi diye anması, meslek ve kural dışı faullerdir. Böyle anti-komünizme başvurarak ulaşılacak bir gerçek bulunmamaktadır. Benim tanıklarım, Ermenistanın ilk Başbakanı Kaçaznunidir. Dikkat ediniz Bolşevik değil Taşnaktır. Ermeni devlet adamları Karinyan, Myasnikyan, Sovyetler Birliğinin ünlü Dışişleri Bakanı Mikoyan, hep benim tanıklarımdır. Yine Boryan, Lalayan gibi Ermeni tarihçileri doğruları yazmışlardır. Bunların hepsi namuslu olan Ermenilerdir. Ermeni komutanlarının savaş raporları da çok çarpıcı gerçekler içermektedir. Örneğin bu raporlardan birinde Taşnak subayı 1920 yılında Beyazıt Vaaram bölgesinden yazdığı raporda marifetlerini şöyle anlatmaktadır: Basar-Geçardaki Türk nüfusu ayırt etmeden imha ettim. Bazen kurşunlara yazık olmasın dersin ya. Bu köpeklere karşı en etkili yol, çarpışmadan sonra sağ kalanları toplayıp kuyuların içine tıkmak ve bir daha dünyada bulunmamaları için yukardan ağır kayalarla ezmek. Ben de öyle yaptım. Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları topladım, benim tarafımdan atıldıkları kuyuların içinde kayalarla ezerek hepsinin hayatına son verdim. (Gosarhiv Armenii F.65, D.116, y.96dan aktaran Lalayan, Daşnaksutyunun Karşı Devrimci Rolü, Kaynak Yayınları) Elimizde Rus askeri mahkemelerinin kararları da bulunmaktadır. Örneğin Kafkas Ordu karargahına bağlı Askeri mahkeme Dairesinin 1014 sayılı kararında, Rus ordusundaki Ermeni askerler, 26 Müslüman kadınının ırzına geçerek öldürmeleri nedeniyle idama mahkum edilmişlerdir. YARGIÇIN TARAFLILIĞI Klebov gibi Rus komutanların raporları da çok çarpıcıdır. Bu raporlarda Ermeni piyade birliklerinin yaptıkları kırımlar, işkence ve tecavüzler ayrıntılı olarak anlatılır. Albay Klebov, Erzurumda Ermeni piyadelerin katliamını ancak Rus topçu ateşiyle durdurabildiklerini anlatır. Sayın Yargıç bu davada tanıklara ve bana, hep kaç Ermeninin öldürüldüğünü sordu. Ancak kaç Türkün öldürüldüğünü hiç kimseye sormadı. Bunun kasıtlı olarak yapıldığını sanmıyorum. Ama bu tavır da işte o taşlaşmış önyargıyı yansıtıyor. Türkün hayatının değeri yoktur. Tıpkı bugün Irakta ABD işgal kuvvetleri tarafından katledilen 600 bin insanın hayatının değerinin olmayışı gibi. TAŞLAŞMIŞ ÖNYARGILARI KIRMA YÖNTEMİ Ermeni soykırımı uluslararası yalandır dedim, doğru. Bunu provokasyon olarak niteleyenler bile oldu. Tarihten öğrendim ki, taşlaşmış önyargılar, okşayarak düzeltilmemiştir. Bu nedenle çarpıcı, vurucu ifadeler kullanmayı yeğledim. Başarı da kazandık. Bizim İsviçrede ve Almanyada yaptığımız eylemleri provokasyon olarak nitelediler. Oysa bu eylemlerde kimsenin burnu kanamamış, yürüyen kitlenin olgunluğu ve vakarı gazete haberlerine geçmiştir. İsviçre gazetelerinde bugün olayı On bir saat boyunca tarih yeniden yapıldı gibi başlıklarla vermeleri, önyargıları kırmada aldığımız mesafeyi göstermektedir. (Le Matin, 7 Mart 2007). Uluslararası yalan saptaması, iddia edildiği gibi benim suç kastımı değil, İsviçre kamuoyunu uyandırma kastımı kanıtlar. TÜRK IRKÇILIĞININ TEMELİ YOK Benim ırkçı veya aşırı milliyetçi olduğum ileri sürüldü. Irkçılık benim açımdan şerefsizliktir. İşin ahlaki cephesi budur. Türk milliyetçiliği ırkçı değildir. Türkler, bir etnik grup değildir. Bilimsel açıdan bakarsak, Türk ırkçılığının temelinin olmadığı da görülür. Bugün Pasifik Okyanusundan Atlas Okyanusuna kadar uzanan alanda yaşayan halkların hepsi Türklerle şu veya bu oranda akrabadır. Hatta Amerikada bile akrabalarımız bulunmaktadır. Türkler dünyanın en geniş alanlarına yayılmış kavmidir. Her yerde karışmış ve kaynaşmışlardır. Türk imparatorluk kültürü, aslında çok geniş bir coğrafyadaki halkları bir arada yaşatmaktır. Irkçılığın böyle bir tarih ve böyle bir zeminde tutması mümkün değildir. Türkler etnik grup değil, büyük bir millettir. Türklerin Müslümanlığı kabul eden Ermenileri kendilerinden görmeleri de, ırkçılığa ne kadar yabancı olduklarını gösterir. Birinci Dünya Savaşı sırasında 400-600 bin arasında Ermeninin Müslüman olduğu bilinmektedir. Türkler onları bağırlarına basmışlardır. Evlenmişlerdir, birlikte çocukları olmuştur. 70 milyonun içinde Ermeni kökenli veya Ermenilerle karışmış olanların sayısı 6-7 milyona kadar ulaşmış olmalıdır. Eğer Türkler ırkçı olsaydı, onları bağrına basar mıydı? Hitler bunu yapar mı? BOŞLUĞUN HAKARET VE PSİKOLOJİK SAVAŞ MALZEMESİYLE DOLDURULMASI Bu davada suçlamalar önyargılardan geliyor. Ön yargılara tarihi gerçeklerle cevap verdik. Tarih bilgisi olmayanlar, usavurma ve olgulardaki boşlukları hakaretlerle ve psikolojik savaş malzemesiyle doldurmaktadırlar. Bu bir gelenektir. Ermeni soykırımı yalanı, Morgenthau ve Toynbee gibi devlet görevlileri ve istihbarat servisi elemanları tarafından uyduruldu. Aynı misyon, bugün de benzerleri tarafından yürütülmektedir. İki gün önce dinlenen Tessa Hofman, Almanyanın Federal İstihbarat Servisinin Kafkasya masası şefidir. Yayınladığı kitabın kapağına, Rus ressamı Vasili Vereşçaginin 1871 yılında yaptığı kurukafa yığını resmini, 1915 yılındaki Ermeni soykırımının fotoğrafı olarak yayınlamıştır. Bu yalan kampanyası, işte böyle pejmürde ve zavallı kanıtlarla yürütülmektedir. İki gün önce sorduğumuz soru üzerine, hatamı düzelttim demiştir. Hatalı fikirler düzeltilebilir elbette. Ancak ahlak düşüklüğü düzeltilemez. Sürekli gönderme yapılan Taner Akçam ise, Alman servisi görevlisi Tessa Hofmanın rahlei tedrisinde yetişmiştir. Türkiyede iken, Ortadoğu Teknik Üniversitesinde okumuştu. Ancak tarih bilmez. Hamburg Sosyal İncelemeler Merkezinde kendisi Tarih alimi olarak imal edilmiş ve siparişleri üretmiştir. Duruşmanın ilk gününde sürekli Andonyan belgeleri diye bilinen Talat Paşa telgrafları üzerinde duruldu. Savcıya bu telgrafların sahteliğinin uzun yıllar önce kanıtlandığını anlatmıştık. Nitekim Birleşmiş Milletlere ait sunduğumuz belge, bu sahtekarlığı yeniden belirlemiştir. Türk-Ermeni Uzlaşma Komisyonunun foyası da çıkmıştır. Ermeni soykırımı kampanyaları her aşamada böyle düzmece belgelerle yürütülmüştür. KANUN UYGULANAMIYOR Burada yaptığımız tartışma artık mahkemelerde değil, üniversitelerde ve diğer bilim kurumlarında sürdürülmelidir. Varolan yasaya göre suçsuzum. Çünkü soykırım iddiası, Ermeni olayında geçersizdir. Bana uygulanmak istenen hüküm, Ermeni meselesinde ölmüştür. Bu yasa, Yahudi soykırımı için uygulanabilir, bu mahkemelerin bileceği iştir. Ancak Ermeni meselesinde uygulanamıyor. İngiltere Eski Başbakanı Margaret Thatcherin danışmanı Prof. Dr. Norman Stone, Die Weltwoche dergisinde Ermeni soykırımı olmamıştır başlıklı yazısında, Doğu Perinçek ile bütünüyle aynı görüşteyim diye yazmıştır. Prof. Stoneu yargı önüne çıkaramıyorsunuz. Korg. Yaşar Müjdeci Ermeni soykırımı yalandır diye konferans veriyor. İsviçre polisi kameraya alıyor. Ama dava açılamıyor. Eski Bern Milletvekili Albert Hourriet de Ermeni soykırımının yalan olduğunu açıkça belirtiyor. Ancak yine dava açamıyorsunuz. Nitekim Lozan sorgu yargıcı, 21 Eylül 2006 günü beni sorguladıktan sonra, takipsizlik kararı vereceğini İsviçre Devlet televizyonu 1. Kanal dahil, bütün kanallardan açıklamıştır. Açıktır ki, İsviçrenin kamu vicdanında bu kanun Ermeni soykırımı açısından kabul görmemiştir. Bizim Lozan 2005 eylemimizden sonra İsviçre Senatosu, Ermeni katliamını kabul kararını gündeminden temelli kaldırmıştır. Ve 2006 Ekim ayında İsviçre Adalet bakanı sayın Blocher, soykırımı inkar edenleri cezalandıran yasayı kaldıracaklarını açıklamış ve bu amaçla bir komisyon kurmuştur. Komisyon Başkanı sayın Leupold da, Yargıçların tarih hakkında hüküm veremeyeceklerini açıklamıştır. İşte bizim yaptığımız provokasyon diye suçlanan eylemler! İsviçre devletini kanun değiştirme noktasına getirmiştir. Demek ki yapılan iş provokasyon değil, İsviçreye yardımdır. ÖLMÜŞ EŞEĞİN ETİNDEN SUCUK OLMAZ Bizim Türkçemizde söylenen bir söz vardır: Ölmüş eşeğin etinden sucuk olmaz. Bana uygulanmak istenen kanun maddesi, Ermeni soykırımı açısından ölmüştür. Artık bu ölüyü ortadan kaldırmak gerekmektedir. Kanunun hukuken bugün yürürlükte bulunması, uygulanabilir olması anlamına gelmez. Kanunlar da ölürler ve defnedilirler. Yapılması gereken ve kaçınılmaz olarak yapılacak olan budur. TÜRKİYENİN, ORTADOĞUNUN VE DÜNYANIN GELECEĞİ İÇİN Suçun oluştuğunu belirlemek için benim kastım araştırıldı. Size Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır derken, hangi amaçla hareket ettiğimi belirteyim. Birincisi gerçeğe bağlılık duygusudur. İkincisi, Türkiyenin, Ortadoğunun ve dünyanın geleceğiyle ilgilidir. Bu yalan, Ermeni meselesiyle ilgili olarak değil, ABDnin Büyük Ortadoğu Projesinde kullanılacaktır. Kuzey Iraktaki kukla devleti Türkiye, İran ve Suriyeye doğru genişletme operasyonunda bu yalana başvurulacağı şimdiden görülmektedir. Bunda İsviçrenin ve Avrupanın bir çıkarı yoktur. İnsanlığın ve Ermeni kardeşlerimizin de bu politikada bir çıkarı yoktur. Adil bir karar vermenizi talep ediyor ve saygılar sunuyorum. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
LOZAN' A ANKARA' DAN RESMİ BELGE
8/3/2007 · Kategori: Haberler
| Perşembe, 08 Mart 2007 | |
|
Perinçek'in duruşması için Ankara'dan yazılı kanıt gönderildi. Soykırımı savunan İsviçre'deki Ermeni diasporasının müdahil avukatları, Eğitim-Sen'in soykırımı kabul eden raporu olduğu yönünde sözlü ifadede bulununca Perinçek, Ankara'dan Lozan'a belge getirtti. Eğitim Sen Başkanı Alaattin Dinçer, sendikalarının böyle bir raporu olmadığını yazılı olarak Lozan Mahkemesi'ne gönderdi. İşçi Partisi Lideri Perinçek'in duruşmasına Ankara'dan resmi kanıt gönderildi. Ankara'dan kanıt gönderilmesinin nedeni soykırımı savunan İsviçre'deki Ermeni dasporasının sözlü ifadesi. Ermeni diasporasının avukatları, Eğitim-Sen'in soykırımı kabul eden bir raporunun bulunduğunu söyledi. Bunun üzerine Perinçek, Ankara'dan böyle bir belgenin bulunup bulunmadığını sordu. Eğitim-Sen Başkanı Alaattin Dinçer, soykırımı kabul ettiklerine yönelik bir raporun bulunmadığını resmi yazıyla Lozan Mahkemesi'ne |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
İP'nin Hrant Dink suikastını aydınlatmak üzere kurduğu Komis
5/2/2007 · Kategori: Haberler
| |||||
| İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek 4 Şubat 2007 günü İşçi Partisi Beşiktaş İlçe Merkezi'de bir basın toplantısı yaptı. Perinçek'in açıklaması şöyle: İşçi Partisi'nin, Hrant Dink suikastını aydınlatmak üzere kurduğu Komisyon yeni bulgulara ulaşmıştır. Kamuoyunun bilgisine sunuyoruz: Hrant Dink suikastını Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı çetenin tertiplediğini gösteren kanıtlar bir bir ortaya çıkmaktadır. Bu kanıtlar şöyle sıralanabilir: 1. Hrant Dink cinayetini işleyen ekibin haber elemanları olmayıp Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek tarafından örgütlenmiş bir operasyon ekibi olduğu artık apaçık gözler önündedir. Bu ekibin başında bulunan Erhan Tuncel'in daha evvel açıkladığımız gibi McDonalds bombalamasından önce eleman olarak görevlendirildiği yönündeki kanıtlar belirginleşmektedir. Erhan Tuncel'in eleman yapıldığı tarihe ilişkin soruşturmalara engel olunmuştur. (Milliyet, 3 Şubat 2007) Bu durumda McDonalds bombalamasının da Erhan Tuncel'e o zaman Trabzon'da Emniyet Müdürü olan ve kendisini eleman olarak alan Fethullah sicilli Ramazan Akyürek tarafından yaptırıldığı görüşü iyice kuvvetlenmiştir. 2. Ramazan Akyürek'in "haber elemanı" perdesi altında örgütlediği Erhan Tuncel'in Hrant Dink suikastini "organize ettiği" diğer operasyon elemanlarının ifadeleriyle saptanmaktadır. Böylece Erhan Tuncel ile Fethullah sicilli Ramazan Akyürek arasındaki bağlantı kanıtları tartışılmaz bir değer kazanmıştır. 3. Hrant Dink cinayetinde ikinci bir tetikçinin bulunduğunu, Aydınlık dergisi 28 Ocak 2007 tarihli sayısında açıklamıştı. Biz de yaptığımız basın toplantılarında bu gerçeği kanıtlarıyla ortaya koymuştuk. Artık bu yöndeki kanıtlarda belirginleşmiş bulunmaktadır. İkinci tetikçinin varlığı Akbank'a ait kamera görüntüleriyle ve iki ayrı tanığın ifadeleriyle tespit edilmiştir. İkinci tetikçinin varlığının gizlenmesi, gizleyen bazı Fethullahçı polis şeflerinin de tertibin içinde olduğuna işaret etmektedir. Çünkü gizleme olayı bir ihmalin sonucu değil, fakat kasıtlıdır. Polis memurlarının suikastı karartma konusunda yukardan talimat aldıkları anlaşılmaktadır 4. Fethullahçı polis şefleri, telefon ederek Hrant Dink'i suikast tuzağının içine çeken bir üst kademedeki suçluyu da araştırmaktan kaçınmakta, daha doğrusu onu da gizlemekte ve korumaktadırlar. 5. Fethullahçı polis şefleri, iki tanık ifadesine göre Hrant Dink ile bankadan çıktıktan sonra hemen suikast öncesinde konuşan orta yaşlı esmer kişiyi de araştırmamakta ve gizlemektedirler. Hrant Dink'i telefonla Agos gazetesinden dışarı çağıran suçlu belki de bu kimsedir. Veya bu kişi de suikast tertibinin içinde bulunmaktadır. 6. Suçu tertiplediğine dair bulguların ortaya çıkması üzerine köşeye sıkışan Fethullahçı çete, bu kez de Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı bir tertip örgütleyerek, Samsun Emniyeti'nde çektiği fotoğrafın Jandarma'da çekildiği yalanını basına sızdırmıştır. Bu tertip ve yalan da, Hrant Dink suikastı ve sonrasındaki uygulamaların altındaki imzayı açığa çıkartmıştır. 7. Erhan Tuncel, anlatımında Hrant Dink suikastını bağlı bulunduğu istihbarat görevlilerine çok önceden bildirdiğini söylemektedir. Bu bilginin 17 kez verildiği gazetelere yansımıştır. Ramazan Akyürek, Hrant Dink suikastının hazırlandığını hem Trabzon Emniyet Müdürü olarak, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak bilmektedir. Danıştay suikastının de Emniyet istihbaratınca önceden bilindiği hatırlanacak olursa, suikastlar Fethullahçı ekibin bilgisiyle ve izniyle yapılmaktadır. Emniyet yöneticisi, sıradan bir ihbarcı değildir; suçu önlemekle görevlidir. Bilgiye sahip olup da suça yol veren emniyet yöneticileri, suça azmettirmiş veya suçu tertiplemişlerdir. Bu olgular, bir ihmalin belirtisi değil, fakat suça iştirakin ciddi kanıtıdır. O nedenle Emniyet Müfettişlerinin "görev ihmali" saptaması, aslında suça iştiraki örtbas etmek anlamını taşımaktadır. 8. Hrant Dink suikastını tertipleyen, Emniyet'in içine yuvalanmış Fethullahçı çete Tayyip Erdoğan tarafından o mevkilere getirilmiştir ve Tayyip Erdoğan tarafından yönetilmektedir. Çete ile Tayyip Erdoğan arasındaki bağı Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer kurmaktadır. 9. Tayyip Erdoğan Büyük Ortadoğu Projesi görevlisi olarak ABD'ye resmen bağlıdır Fethullahçı çete de CIA ve MOSSAD'ın denetimi altındadır. Bu gerçekler Hrant Dink suikastının uluslararası boyutlarını da ortaya sermektedir. 10. Böylece Hrant Dink suikastından sorumlu olan Büyük Ortadoğu Projesi görevlilerinin şeması ortaya çıkmış bulunmaktadır. Şemayı ekli olarak basınımıza sunuyoruz. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Vergi Levhalı Medyum İsmail Hoca
29/1/2007 · Kategori: Haberler
Bu Vergi Levhalı Hoca ile ilgili araştırma yaparken birçok vergi levhalı medyum hoca olduğunu gördüm. Neyse benim anlatacağım Vergi Levhalı Medyum İsmail Hoca ile ilgili.
İsmail Hoca polis tarafından yakalanmış. Polisin evde yaptığı aramada 21 adet kadın iç çamaşırı, bir av tüfeği, bir kuru sıkı tabanca, poşetlere konulmuş kadın saç telleri, medyumluk faaliyetinde kullanıldığı iddia edilen kavanozlar içinde sıvılar ele geçirilmiş.
İnternette irtibata geçtiği kadınlardan kargo ile iç çamaşırı ve saç teli göndermelerini istemiş Vergi Levhalı Medyum İsmail Hoca. Ama insaflı adammış tekrardan saç telini ve iç çamaşırlarını adreslerine geri gönderiyormuş kargo ilen.
Eee artık öğrensin benim sevgili halkım bu tür işlere inanmamayı ama dinlemiyorlarki.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Vergi Levhalı Medyum İsmail Hoca
29/1/2007 · Kategori: Haberler
Google'da öylesine birşeyler yazarken birşey dikkatimi çekti Google'ın paralı reklamlarından birinde "Medyum İsmail Hoca" yazısı dikkatimi çekti ve Aziz Nesin'lik olay olarak adlandıralacak birşeyle karşılaştım. İşte size Vergi Levhalı Medyum İsmail Hoca Hazretleri. Aşağıdaki yazılar kendi sitesinden alıntılardır.
Not: Aşağıdakiler kesinlikle fıkra değildir. Gerçektir isteyen arama yapabilir.
Varan 1:
MEDYUM İSMAİL HOCA;
Allaha ve kuluna hiç hata yapmadan iyi yönde her türlü; Büyü, Nazar ve rahatsızlıklara telefonla bile size biz bakıp cevap verir.
Dünyanın neresinde olursanız olun, en geç 7 gün içinde kargo ile ulaşıp kesin çözüm bulur.
Varan 2:
%100 garantili işlem yaparım, sonucunu en geç 3 (üç) ile 7 (yedi) gün içinde alırsınız.
Varan 3:
Kötü ve yanlış, yalan söyleyip isteklerini yaptırmak isteyenler anlaşılıp, geri çevrilirler.
Varan 4:
Musallat olan cinlerden korunma ve temizlenme işlemi.
Varan 5:
Eşini, sevdiğini kaybeden yada evden kaçan kişilerin problemlerine çözüm.
Varan 6:
Cin musallatından 7 (yedi) günde kurtulma.
Ve Vergi Levhalı Medyum İsmail Hoca'nın Çalışma Alanı
Aile içi huzursuzluk ve muhabbet konusu,
Eşler arasında soğukluk ve geçimsizlik konusu,
Kısmeti bağlı olan erkek-bayan ve manevi sıkıntı sebebi,
Büyü, nazar, cin musallatı ve kriz gelip kendinden geçen kişiler,
İradesine sahip olamayan, ruhsal sıkıntılarla bunalan kişiler,
İş konusunda nasibi bağlı olan başarısız kişiler,
Topluma uyum sağlayamayan, uykusuzluk çeken ve devamlı uyku hali yaşayan, gece aşırı korkan kişiler,
Evini, işini, sözlüsünü, nişanlısını, en sevdiğini sihir (büyü) nedeni ile kaybeden kişiler,
Şansı, kısmeti, ruhî düşüncesi, rızkı bağlı olanlar,
Sebebsiz yere tartışma çıkaran, bunalan kişiler,
Tıptan baş ağrısına çare bulamayanlar,
Tıpta engeli yok olup da çocuğu olmayan aileler,
15-20 günlük çocuğunu cinler tarafından (büyülü) bağlı olup da korkup sıçrama ile kaybeden bayanlar,
Tüp bebek tedavisi görüp de büyü nedeniyle bağlı olup tedavisi olumlu olmayanlara çözüm bulunur,
4 ay içinde garanti verip, bebeği olmazsa tüm masraf geri ödenmek şartı ile hizmet verilir.
Gözü kayık 12 yaşına kadar tüm çocukların gözü yerine getirilir, iki gözü de aynı yöne bakar hale gelir,
Eşine, işine, evine, çocuğuna, ailesine karşı söz ve soğukluk olup, hayattan zevk alamayan tüm insanlar,
Boşanmadan geri çeviririz, Allahın izni ile yuva tekrar tüter hale gelir,
Çalışmalarıma en zor vakalardan örnek verecek olursam; 15 yaşından sonra sara nöbeti geçirmiş hastalardan Antalyada, Ispartada veya diğer çevrelerde, kazalarda, belediye ve mahalle muhtarından araştırılıp öğrenmek şartıyla; 5 kişinin bile zaptedemediği, kendini parçalarcasına rahatsızlanan 100lerce hastalarımı kurtardığımı beyan ederim...
Sebebini bilmediğiniz rahatsızlık ve tüm sorunlarınız için telefon edin. Bu saydıklarım varsa eğer; siz söylemeyin... Medyum İsmail hoca cin derip size anlatsın. Ve tüm sorunlarınızı en geç 1 saat ve en zor hastada 1 hafta içinde kontrol etmek şartı ile kesin çözüm verilir. Başarısız işlem hiç ücrete tabii değildir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Bölgesel Mezhep Savaşında Türkiye ile İranı'ı Karşı Karşıya
13/1/2007 · Kategori: Haberler
|
Mehdi Ordusuna silahları bırakması için süre verilmesi, Ek 20 bin askerin sünnilerin üzerine sürülmesi ve tabii öncesinde Saddamın idamı bu çerçevede değerlendiriliyor. Türkiyenin sünnilerle ilişkiye zorlanması da İranla karşı karşıya getirilmesi planı olarak öne çıkıyor. Bush, PKK ile mücadeleden söz etmezken Barzani ve Talabaniyi adres gösteriyor. Amerikan Başkanı Bush tarafından açıklanan yeni Irak politikası, bölgesel bir mezhep savaşını işaret ediyor. Aslında bunun izleri daha politikanın açıklandığı gün ortaya çıktı. Erbildeki İran Temsilciliği basılırken Şiilere ait Mehdi Ordusundan silahlarını bırakması istendi.Bushun Iraka gönderileceğini söylediği 21 bin 500 asker ise Sünnilerin üzerine sürülecek. Bunu bizzat Bush açıklamasında dile getirdi. Bütün bunların Saddam Hüseyinin bayram günü idam edilmesi sonrasına denk gelmesi tesadüf olarak görülmemeli. Lübnanda Şii Hizbullaha karşı İsrailin düzenlediği saldırı da aynı doğrultuda atılmış bir adımdı. Türkiye nerede duruyor? Hükümet, Bushun planını destekledikleyeceklerini açıkladı. Bu konuda Türkiyeye biçilen rol sünnilerle pazarlıkları yürütmek. Bu durumda Türkiye Şii-Sünni çatışmasında sünnilerin tarafında görülecek. Türkiye bu yolla İranla çatışmaya zorlanıyor. Bushun yeni Irak politikasında PKK ile mücadeleden söz ettiği yönündeki haberler ise gerçeği yansıtmıyor. Bush Türkiyenin adını ağzına dahi almadan sınır sorunlarının Irakla halledilmesi gerektiğini söyledi. Bunun anlamı PKK konusuda Türkiyenin muhatabının Barzani ve Talabani olduğu. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::
Erdoğan-Bush görüşmesinden tek bir somut sonuç çıktı: Türk Ordusu’nun kapsamlı harekatını engellemek... Bu amaçla belirsiz hedefler konuldu. Yeni bir üçlü mekanizma oluşturulması kararlaştırılarak top askere atıldı. İstihbarat paylaşımının çapının belirsiz olduğu Erdoğan’ın görüşme sonrası açıklamasına yansıdı. Batılı büyük gazeteler görüşmeden çıkan sonucu “Bush’un operasyonu engelleme taktiği” olarak yansıttı.
Tarikatçılar, PKK yandaşları, "Hepimiz Ermeniyiz" yürüyüşünün tertipçileri ve Yüce Divan sanıkları... Meclis'in yeni yapısı işte bu kesimlerden oluştu. "Terör örgütü üyesi olmaktan 15 yıla kadar hapis istemiyle 9 aydır tutuklu yargılanan Sebahat Tuncel, Türkbank ihalesi nedeniyle, Yüce Divanda yargılanan Mesut Yılmaz mecliste milleti temsil edecek. DTP'li bağımsızlar ise seçilir seçilmez federasyon talebinde bulundular.

"RAPOR VAR" İDDİALARI BİR GÜNDE YANITLANDI
Bushun yeni Irak politikasının özünü bölgesel mezhep savaşları oluşturuyor.