“Cenaze namazında mı” beraber olacağız!
13/11/2008 · Kategori: Guncel
Geçen gün bir arkadaşımın cenazesine gittim... Çok sevdiğim ve “başına birşey gelmesin” diye insan üstü çabaladığım bir dostumdu...
Namaza durduğumda fark ettim uzun süredir konuşmadığım, gönlümün kırık kaldığı Bahadır da orada, tam yanımda...
Bahadır’la, ben kolkola girseydik, çok şey yapabilirdik. Tek başıma ben denedim, Bahadır diğer taraftan denedi ama olmadı. Önce işi bozulan, sonra sağlığı bozulan arkadaşımızı, canımızı kaybettik...
Orada bulunan ve bir aile büyüğüm olan Osman Amca ikimize de dönerek şöyle dedi MESULSÜNÜZ! KURTARABİLİRDİNİZ!
Evet, kurtarabilirdik, kurtaramadık, Bahadır’la cenaze namazı öncesi “aynı safta” duramadık ve arkadaşımızı “ortak değerimizi” kaybettik!
Bunu neden yazıyorum?
Cuma günü bir yazı kaleme aldım ve Türkiye üzerine “oynanan oyunları” örnekleri ile açıklamaya çalıştım. Yazının içinde de uyardım ne yazdığıma “sadece kelimelerin sığlığı içinde takılıp, birilerini koruduğumu iddia ederek” ana fikri “bozmayın” diye!
Birkaç okurum mesaj attı “Kendini kaça sattın, sende mi Brütüs!”
Yazsınlar, yazmak kolay. Al bir sahte isim “internetten” yaz da yaz!
“Sattın mı?” diyenlere soruyorum son 5 yıldır hükümetin ekonomi politikalarına “en ağır eleştirileri” yazdığımda neredeydiniz!
Tüpraş “Kafkas mafyasına” satıldığında, televizyonlara çıkıp “durdudurun bu satışı” diye feryat ettiğimde, o hafta her gece güvenlik sorunu yüzünden farklı yerde yattığımda, neredeydiniz!
Yabancıların “borsada spekülasyonlarını” durdurmak için CNN TURK ekranını kırdığımda, aldığım tehditler sonrası “savcılığa bile gitmeyip” tek başıma “dayan” dediğimde, neredeydiniz!
Kamu bankalarını satmayın diye “ortalığa dökülüp”, en yakınlarımdan “posta” yediğim zaman nerelerdeydiniz!
Ey güzel insanlar, bana şimdi “satılmış” diyen “cesurlar” nerelerdeydiniz!
Yabancı servisler yüzünden her gece eve ayrı yoldan gittiğimde, ne yapıyordunuz!
Evet, sattım! Çok büyük bir bedel karşılığı sattım! Doğruyu arama “pahasına” sattım! Gerçeği “söylemek” için sattım... Kendimi, kalemimi “gerçeğe” sattım!
Sevgili dostlar, bir yazı yazdım, Türkiye’de nasıl kutuplaştığımızı çok ama çok iyi anladım!
Türkiye “bölünmüş”! O, bu, şu, onlar, bunlar diye bölünmüş...
Bu ülkeyi seven herkese sesleniyorum hiçkimse yüzde yüz “kötü” veya son hücresine kadar “iyi” değildir, kimse kusursuz olamaz, hiçbir kurum “idealı” kurumsal kimliğinde “bulup, tam yaşatamaz”!
Bırakalım bunları sevgili dostlarım, bırakalım! Bu bölünmüşlük, bu “bilenmişlik” kimsenin hayrına değil! Ruhlarımızı, akıllarımızı “serbest” bırakalım ve bu ülke için, oyuna gelmeden “serbestçe” tevekkür edelim... Derin düşünelim...
Bu ülkeyi seven herkese söylüyorum Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti 1915’ten bile büyük bir saldırı altında ve bizler “birbirimizi” o, bu, şu diye ayırmakla “kin kusmakla” meşguluz...
Soruyorum size Türk Devleti’nin, Türk milletinin “cenaze namazında mı beraber saf tutacağız”! Sonradan hep bir ağızdan “Helal olsun” mu diyeceğiz! Evet, helal olsun bize “oncu, buncu” derken, altımızdan ülkeyi çektiler!
Keselim bu kavgayı... Keselim... Yoksa “atalarımızın” bize hakları “helal olmayacak”!
YİĞİT BULUT
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
YOLUN SONU
5/10/2008 · Kategori: Guncel
Eylül ayı ile birlikte Türkiye olağanüstü gelişmeler yaşamaya başladı. Korgeneral Galip Mendi’nin Kandıra cezaevinde tutuklu olan emekli Komutanlara Genelkurmay adına yaptığı ziyaret, Hava Kuvvetleri Komutanı Aydoğan Babaoğlu’nun “Ergenekon’un ne olduğu daha belli değil” şeklindeki açıklaması, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının hep birlikte Güneydoğu’ya yaptıkları ziyaret, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının; Ergenekon Soruşturması kapsamında İşçi Partisi’nde yapılan aramada yasaların ihlal edildiği iddiasını ciddi bularak soruşturma başlatması, Zekeriya Öz hakkında Bakanlık müfettişlerinin yaptığı soruşturmanın tamamlandığı yönündeki haberler, Ulusal Kanal Genel Yayın yönetmeni ve İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever’in sağlık nedenleriyle de olsa tahliyesi vb….
Bütün bunlar yeni bir gelişmenin habercileri olarak ele alınabilir. Ama belki de en önemli olan veya daha doğrusu Türkiye açısından yeni bir sayfanın açılmasında en etkili olacak olan gelişmeler; Almanya’daki “Deniz Feneri” soruşturması ve Türkiye’deki Şaban Dişli olayının ortaya koyduğu AKP ile ilgili yolsuzluk dosyaları olacak gibi görünüyor.
DENİZ FENERİ OLAYI
İnkar edilemeyecek gerçek şudur: Tartışma götürmez belgelerle (Mahkemeye sunulmuş durumda) ortaya çıkmıştır ki, milyonlarca Euro’luk dolandırıcılığa adı karışan Zekeriya Karaman, Zahid Akman ve Mehmet Gürhan; Tayip Erdoğan’ın ya yıllar öncesinden yakın arkadaşlarıdır ya da son yılların gelişmeleri içinde yakın ilişki içinde olduğu isimlerdir.
Sebahattin Önkibar, Yeni Çağ gazetesindeki köşesinde 1993 yılında Melih Gökçek’in referansı ile o zaman RP İstanbul il Başkanı olan Tayyip Erdoğan’ın Zekeriya Karaman ve Zahid Akman ile birlikte Kanal 7 adlı yeni bir televizyon kanalının kuruluşu konusunda kendisiyle konuşmaya geldiklerini anlatır.
Zekeriya Karaman ve Zahid Akman patlak veren büyük yolsuzluk olayında adı en çok geçen kişiler. Zahid Akman, Almanya’da bu olayla ilgili olarak adı geçen hemen bütün kuruluşlarda yöneticilik yapmış.
93 öncesini bilmiyoruz ama Sebahattin Önkibarın tanıklığı ile 1993 yılından sonrası için, Akman ile Erdoğan arasındaki bir kader birliğinden bahsedebiliriz. Nitekim Zahid Akman Tayip Erdoğan tarafından devletin en önemli kurumlarından biri olan RTÜK’ün başına getirilmiş ve hakkında iddialar ortaya atılınca da Akman’ı cansiparane savunmuştur.
Zekeriya Karaman ise bütün bu milyonlarca Euro’luk dolandırıcılığın merkezinde görünüyor. Paraların ciddi bir kısmı doğrudan Karaman’a yani Kanal 7’ye aktarılmış.
Mehmet Gürhan ise Tayip ile Almanya’da omuz omuza fotoğraf çektirecek kadar yakın. Bugünlerde Frankfurt’taki Mahkemede Paraların bir cent’inin bile Tayyip’e gitmediğini kanıtlamak için çırpınıyor.
Dolaysıyla ortaya şöyle bir manzara çıkıyor. Tayip Erdoğan’ın yakın arkadaşları organize bir suç örgütü oluşturmuşlardır. Bu gerçeğin ortaya çıkmış olması, Tayip Erdoğan’ın her türlü ölçüyü kaybetmesine, hukuku unutmasına ve özlediği Ortaçağ düzenine ait bütün keyfilikleri ortaya koyan tutumlar içine girmesine yol açtı.
AYDIN DOĞAN İLE KAVGA
Tayip Erdoğan ve ittifak ettiği güçler son bir yıl içinde basını kontrol altına alma yolunda önemli bir mesafe aldılar. Fethullah’ın basın alanında ele geçirdiği yeni mevziler, Tayyip’in Çalık grubuna aldırdığı Sabah ve Atv, gene Tayyip’in baş destekçisi durumuna gelen Hedef grubunun Star’ı, hep beraber düşünüldüğünde basın yayın dünyasının yarısı Tayyip’in emrine girmiş oluyor.
Geriye kalan yüzde 50 de kararlı olarak İktidarın karşısında değil. AKP’nin hışmına uğramamak için, yapılan kanunsuzluklara göz yummalar bu cenahta da sık sık görülüyor.
Ama diktatörlük özlemcisi, gerçeğin birazcık da olsa yazılmasından hazzetmez. Bu tavrın uç noktası Abdülhamit’ döneminde “Yıldız”, “Burun” vb gibi sözcüklerin yazılması ile ilgili olarak anlatılan hikâyelerdir.
Tayyip’tede yavaş yavaş, “Abdülhamit semptomları” görülüyor.
Basından Doğan grubunun temizlenmesini amaçlayan bu kavga nereye kadar gidebilir? Bundan sonra Ertuğrul Özkök’ün büyük özlem ve istekle dillendirdiği “uzlaşma” olabilir mi?
Zor görünüyor. Bundan sonraki durak, ya bütün muhaliflerin temizlenerek veya sindirilerek Amerika’nın “Ilımlı İslam Diktatörlüğü”nün kurulması, ya da Türkiye’nin Tayip Erdoğan’dan kurtulması olacaktır.
BÜYÜYEN CEPHE
Son olarak Devlet Bahçeli’nin, “Deniz feneri” olayı üzerine Tayyip’in aldığı tavra gösterdiği tepki önemlidir. Devlet Bahçeli bilindiği gibi bugüne kadar en kritik anlarda Tayip Erdoğan’a sunduğu destek ile biliniyor.
2003 yılındaki erken seçimden Türban Yasası’nda verilen desteğe; ve nihayet Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesine kadar her kritik noktada MHP desteğini esirgemedi.
İşte bu MHP, şimdi AKP’ye yönelik zehir zemberek bir suçlama yaptı.
AKP’nin yanında Amerika ve Fethullah var. Karşısında ise bütün Türkiye…
Bu tablodan AKP’nin zaferle çıkması mümkün görünmüyor. m
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
ERGENEKON TERTİBİ
21/3/2008 · Kategori: Guncel
Bu sabah şafak vakti ile yapılan operasyonları iyi incelemek lazım. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk,Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Gazeteci Adnan Akfırat, İş adamı İbrahim Benli ve Perinçek'in koruması Yusuf Beşerik gözaltına alındı.
AP'nin Türkiye Rapor Taslağı açıklandı. Raporda, Ergenekon soruşturmasının Ordu'yu da kapsaması talimatı veriliyor. "Bu şebekenin devlet içindeki bağlantıları tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmalı". Raporda ayrıca askerin cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında müdahale etmek istediği, müdahale girişimlerine karşı demokrasinin galip gelmesinin memnuniyet verici olduğu da belirtiliyor.
Fehmi Koru'nun belirttiği üzere, 5 Kasım 2007 günlü Bush-Tayyip Erdoğan görüşmesinde kararlaştırılmıştır (Kanal 7 televizyonunun 28 Ocak 2008 tarihli haber bülteninde canlı yayın konuğu olarak açıklaması ve Yeni Şafak, 1 Şubat 2008 günlü yazısı). İstanbul C. Savcısı Zekeriya Öz, 2000 yılında CIA'ya bağlanan Tuncay Güney'e verdirilen uydurma ifadeleri, yedi yıl sonra soruşturma konusu haline getirmiştir.
Basın organlarında açıkça yazıldığına göre, İstanbul Savcısı Zekeriya Öz, Ergenekon soruşturmasını Tuncay Güney'in 2 Mart 2001'de İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi'nde verdiği ifade ve teslim ettiği bazı belgelere dayandırmaktadır.
Tuncay Güney, o tarihten beri yedi yıldır New York Institutes gibi CIA denetimindeki paravan kurumlarda görev yapmaktadır. New York Institutes'ün internet sitesini açanlar, orada Tuncay Güney isminin karşısında İngilizce olarak Genel Yayın Yönetmeni sıfatını göreceklerdir.
Tuncay Güney, sekiz yıl önce, 2000 yılında CIA tarafından ele geçirilmiş, kendisine o zaman 10 yıllık ABD vizesi verilmiş, uydurma ifade vermesi sağlandıktan sonra ABD'ye yerleştirilmiştir.
Ergenekon soruşturmasının yedi yıl sonra ısıtılıp yeniden gündeme getirilmesindeki zamanlama, tertibin amacını da ele vermektedir.
"Ergenekon Operasyonu", Türk Ordusu'na karşı Şeminli'de başlayan uygulamalar dizisinin son halkası ve doruğudur.
Fethullahçı Gladyo, havadan ve karadan sınır ötesi harekât hazırlayan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni içerden vurmak için harekete geçirilmiştir. Ordu'nun dış cephedeki Güneş Harekâtı'na iç cephede Hançer Harekâtıyla cevap verilmiştir. Bu cepheleşmenin geleceğe uzanan boyutu, daha da önemlidir. ABD, sınır ötesi harekâtın karşısına dikilmiştir ve Türkiye'nin PKK ile masaya oturmasını istemiştir. ABD Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığına atanacağı belirtilen, "Çuvalcı General" Korgen. Raymond Odierno, bugün gazetelerde yer alan habere göre, "PKK ile müzakerelere başlanması" gerektiğini söylemiştir (Vatan, 6 Mart 2008).
Siyasal çözüm adı altında Güneydoğu bölgesinin özerkleştirilmesi ve PKK'nın Meclisteki grubunun güçlendirilmesi planı yürütülmektedir. Bu planın karşısına dikilen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve başta İşçi Partisi olmak üzere diğer millî güçlerin direncinin kırılması için, iki araç devreye sokulmuştur. Biri türban savaşıdır; diğeri "Ergenekon Operasyonu
O yüzden bugünkü "tertibin" iyi anlaşılır olması bakımından şunu söylemek lazım. Türkiye iki cepheye bölünmüştür AB ve ABD'den yana olanlar diye diğer cephe ise Türkiye'nin tam bağımsızlığını savunan ulusalcı cephedir. Ya Türkiye BOP'ta parçalanacak yada tam bağımsızlığını elde edecek.
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!
Döneklik
9/11/2007 · Kategori: Guncel
Döneklik, ezilen sınıf ve katmanların saflarından egemen sınıfın saflarına geçiştir. Sonrasında, eskiden içinde olduğu saflara ve yol arkadaşlarına kıyasıya saldırganlıktır.
Döneklik, egemen sınıf cephesine geçmek üzere bireysel irade beyanından ibaret değildir. Dönek adayının bireysel tercihi, egemen sınıf aktörlerince kabul edildiğinde, yani devşirildiğinde gerçekleşmeye başlar. Devşirmenin bedeli ya da ödülü, döneğin bireysel enetelektüel ve fiziki yetenekleriyle doğru orantılıdır.
Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya özlemi Türkiye emekçilerinin de özlemi olmaya başladığında, devşirme ve döndürme pratiği de buna uygun bir evrim geçirdi. Devşirme kavramının yerini döneklik ve itirafçılık aldı. İtirafçılar ve dönekler, özellikle darbe haddehanelerinde eritilip formatlanarak, modern devşirmeler olarak emekçilerin üzerine salındı.
İtirafçı, işkencenin yılgınlığıyla ya da can korkusuyla geçmişine, yoldaşlarına düşman kesilir, öldüresiye kin ve nefret duyar. Geçmişini kusup arkadaşlarını ele vermekle kalmaz, insani yaradılışını da kusar. Kimliğini kişiliğini avcının emrine verir, avcının hizmetine girer.
İtirafçının en yeteneklisi egemen sınıfın infaz gruplarında profesyonel tetikçi olur. Çünkü ülke, sınıf savaşında egemen sınıfın her türlü caniliği mücadele yöntemi olarak benimsediği, CIA görevlisi David Galula’nın kuramlaştırdığı “Ayaklanmaları Bastırma Harekâtı”nın uygulama alanıdır. Özel savaşın eski şefi Tümgeneral Cihat Akyol’un David Galula’dan ilham alarak dediği gibi “Halkı mukavemetçilerden ayırmak için, sanki ayaklanma kuvvetleri yapıyormuş gibi, müdahale kuvvetlerince zulme kadar varan haksız muamele örnekleri ile sahte operasyonlara başvurulması tavsiye edilir.”
İtirafçılık sosyal hayatta ve siyasette de geçerli bir olgudur. Egemen sınıf, silahlı mücadele için tetikçi eleman devşirmekle yetinmez, ideolojik/politik mücadele için de eleman devşirir. Devşirme itirafçının bu türüne “dönek” denir. Dönekler entelektüel tetikçidirler, cirit sahasında oynamaktan çok, kriket ve beyzbol sahasında oynarlar.
Söylediğimiz gibi itirafçılık sosyal hayatta ve siyasette de geçerli bir olgudur. İtirafçılığın bu türüne dönmek denir. ‘Dönek’lerin kendilerine yakıştırdıkları niteleme ise değişmek.
Olumlu bir anlam taşıması nedeniyle dönekler, geçirdikleri mutasyonu değişmek ve gelişmek olarak yüceltirler. Oysa, şu ya da bu nedenle katıldıkları sol mücadelede iğreti olarak edindikleri kimliği ve kişiliği bırakıp asli kimliklerine ve kişiliklerine kesin dönüş yapmışlardır. Resmi görevlilerin illegalite itirafçılarına yakıştırdıkları “gerçekçi” adlandırması belki de dar anlamıyla, yani bireysel çıkarını gerçekleştirme anlamıyla, en çok sosyal-siyasal itirafçılara yakışır.
İdeolojiler arası geçişler ideolojilerin tarihi kadar eski olsa da döneklik, esas olarak, ezilen sınıf ve cemaat saflarından ezen sınıf saflarına geçmek, kimliğini, kişiliğini, beynini ve kalmışsa vicdanını egemen sınıfa ve onun ideolojisine kiralamak ya da tapusuyla birlikte satmaktır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
(ÖZEL HABER) CİA 'NIN TÜRKİYE' DEKİ GİZLİ ÖRGÜTÜ
12/3/2007 · Kategori: Guncel

Emekli general öfkeyle "Türkiye'de yok diyorlar. Yalan söylüyorlar. Var. İşte Özel Harp Dairesi" diyor.
Yaklaşık bir aydır, Avrupa basın ve yayın organlarının manşetlerinden inmeyen "Süper Nato" gizli örgütü, nihayet Türkiye'de de kamuoyunun gündemine girdi. Yüzyıl, ABD'nin kurdurduğu, " komüznizme karşı mücadele" adı altında yer altı faaliyetleri yürüten gizli devlet örgütünü bütün boyutlarıyla ortaya çıkarıyor. Türkiye'de ki örgütün adını da koyuyor: Özel Harp Dairesi! Kontrgerilla ise bu örgütün kendisine verdiği ad. Kontrgerilla deyimi aynı zamanda bu örgütün benimsediği yöntemi ifade ediyor.
"BURASI GENELKURMAY'A BAĞLI KONTRGERİLLA ÜSSÜDÜR"
Kontrgerilla tartışmaları Türkiye için yeni değil. 12 Mart 1971 'de gözaltına alınanlara, işkencecilere "burası kontrgerilla üssüdür" diyorlardı. Erenköy'de ki Zihni Paşa Köşkü'nde sorgulananlar, mahkeme ifadelerine "Kontrgerilla" sözcüğünü yazdırtmışlardı.
Dönemin İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Faik Türün önce kabul etti. "Ben Kadıköy'deki köşkü Kontrgerilla örgütüne özel olarak hazırlattım" dedi. (17 Ekim 1973, Yankı) Sonra... Sonra bütün resmi yetkililer yalanladı. Hala da yalanlıyorlar. 1973 seçimlerinde CHP bildirgesinde Kontrgerilla faaliyetlerine yer veren Bülent Ecevit bile, 3 Şubat 1978'de Başbakan olarak Demirel'e yanıt verirken şöyle diyordu : "Yaptığım araştırmalara göre, Türkiye'de devletçe düzenlenmiş kontrgerilla resmen yoktur Oysa Ecevit hükümetlerinde iki kez başbakanlık yapan Hasan Esat Işık'ın, Cüneyt Arcayürek'e daha 5 yıl önce Kontrgerilla'nın varlığından söz ettiği biliniyor.
"KONTRGERİLLA HER ÜLKEDE VAR"
Deneyimli diplomat, kıdemli devlet adamı Hasan Esat Işık 1985 yılında "Kontrgerilla her ülkede var" diyor. "Genelkurmay bunu planlarına almış. Amacı şu: Ülke işgal edilecek olursa iç direniş nasıl yapılacak ? Bu fikir planında geçerli ve doğru. Yalnız şu durumlar var:
1-Fikri ABD vermiş
2-Finansmanını yapmış
3-Bu örgüte sızmalar olmuş.
Bu sızmalar Pentagon'dan başlar. CİA'nın sızmasına kadar sürer.
NOT: BU YAZIMIZA DEVAM EDECEĞİZ (14 MART ÇARŞAMBA GÜNÜ)
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
PERİNÇEK' İN DURUŞMASI
8/3/2007 · Kategori: Guncel
| Perşembe, 08 Mart 2007 | |
|
Amerikalı Ermeni tarihçisi Prof. Dr. Justin Mc Carty, Perinçek'in Lozan'daki ilk duruşmasında tanık olarak dinlendi. Duruşmanın ilk oturumuna alınmadı, küçücük bir odada bekletildi ve hatta Türk hükümetinden para almakla suçlandı. Mc Carty, Perinçek'i destekleme nedenlerini ve mahkemede yaşadıklarını Ulusal Kanal'a anlattı. Mc Carty, Ermenilerin geçmişte hata yaptığını belirterek, "Şimdi de İsviçre hata yapıyor" dedi. Doğu Perinçek'in mahkemesine Ermeni soykırımını yalanlamak için tanık olarak geldim. Tabi ki burada Ermeni Soykırımı yoktur diyorum. Hiçkimse bir yere taraf olduğu için suçlanamaz, suçlamamalısınız. İsviçre dünyanın en eski uygarlık merkezlerindendir, İsviçre özgürlük olması gereken bir yerdir. Yanlış bile olsa, bir insan inandıklarını ifade edebilmeli. Mahkemede çok ilginç sorularla karşılaştım. İşçi Partisi'nin ya da Talat Paşa Komitesi'nin bir üyesi olup olmadığımla özellikle ilgilendiler. Tabii ki olmadığımı söyledim. Ama bu sorular çok acayip. Hangi gruptan olduğum farketmemeli. İyi bir tarihçi miyim, doğruyu mu söylüyorum, buna bakmalılar. Malesef Türklere karşı çok önyargılılar. Eğer Türkleri savunuyorsan, "Türk hükümeti sana kesin para ödüyordur" diyorlar. Elbette ki Türk Devleti bize para ödemedi. Perinçek'in avukatları iyi sorular sordular. O dönemde gerçekte ne olduğu üzerinde durdular. Bu çok önemliydi. Karşı tarafın avukatları malesef, "ama Arnold Toynbee böyle diyor" dediler. Nasıl karşı çıkmam? Elbetteki Toynbee ünlü bir tarihçidir ama İngiliz Propaganda Bürosu'na çalışır. Ve hayatı hükümeti içindir. Böylelikle durumu diğer insanların anlayamayacağı bir noktaya çekmek istediler. Mahkemeden iyi bir sonuç çıkmasını ve insanların gözlerini açmasını umut ediyorum. Muhtemelen Avrupalıların ve Amerikalıların tarihi gerçeklere dikkatini de çekecektir. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
TÜRKİYE KAZANACAK, HAYDİ 6-7 MART'TA LOZAN'A!
14/2/2007 · Kategori: Guncel
| |||||
| İsviçrenin saygın dergilerinden Lhebdo, Soykırım uluslararası bir yalandır dediği için İsviçre Ceza Kanununu delmekle suçlanan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçekin 6/ 7 Mart 2007 günlerinde Lozanda yapılacak olan duruşmasına geniş yer ayırdı. İsviçrenin Fransızca haftalık yayın yapan ciddi ve saygın dergilerinden Lhebdo, 11 Şubat 2007 tarihli nüshasında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçekin 6/ 7 Mart 2007 günlerinde Lozanda yapılacak olan duruşmasına geniş yer ayırdı. Michel Guillaume imzalı Ermeni Soykırımı / Tansiyonu yüksek bir duruşma başlıklı yazıda Doğu Perinçek, İsviçrenin soykırımı konu alan Ceza Kanununu delmekle suçlanan Türk milliyetçisi, solcu-milliyetçi şahsiyet olarak tanımlanıyor. Haberin tam metni aşağıdadır, ERMENİ SOYKIRIMI TANSİYONU YÜKSEK BİR DURUŞMA Lozan- Norman Stone ve Jean Michel Tibaux gibi tanıkları olduğunu ilan eden Türk soykırım inkarcısı Doğu Perinçekin duruşması önümüzdeki 6 Martta gerçekleşecek. Duruşma konusu tansiyonu yükseltiyor. Türkiye ve İsviçre arasındaki ilişkiler Ermeni Soykırımı meselesiyle birlikte giderek daha da bozuluyor. Federal Konsey üyesi Pascal Couchepinin havayı yeniden ısıtmak için yaptığı Türkiye ziyaretine rağmen 6 Martta Lozanda uluslararası yankılar da uyandıracak bir dava dosyası açılıyor: İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçekin duruşması. Bu solcu-milliyetçi şahsiyet, İsviçre Ceza Kanununun ırkçılığı konu alan meşhur 261. maddesini pek çok kez delmekle suçlanıyor. Türk Devleti Lozanda 2005 Temmuzda kuruluş kutlamalarını gerçekleştirirken, Doğu Perinçek şunları ifade etmişti: Ermeni Soykırımı uluslararası bir yalandır. Perinçek kısa bir süre sonra, Opkifonda ve Könizde (ZH), konuşma kayıtlarına dayanarak kendisini uyaran yerel otoritelerin ve kanton polis teşkilatına rağmen aynı suçu yeniden işledi. İsviçre Ermeni Topluluğu bu duruşmayı sabırsızlıkla bekliyor. Derneğin başkan yardımcısı Sarkis Shahinian İsviçrenin bizim anılarımızı karartmayı ve halkımızı aşağılamayı bir cinayet olarak kabul edip etmediğini bu duruşmada göreceğiz şeklinde konuştu. Lozan Bölgesi Sulh Ceza Mahkemesi başkanı Pierre-Henri Winzap, bu olayda mahkeme içtihadının olmadığı bir durumda zor bir görevle karşı karşıya bulunuyor. Federal Konsey Üyesi (Adalet Bakanı) Christoph Blochernin 2006 Ekim tarihinde Ankarada 261.maddeyi karın ağrısı olarak nitelendirmesi bu baskıyı daha da fazla arttırıyor. Monthenon Adalet Sarayı, Ermeni dosyasını tarihin yargılanması üzerine mi kuracak? Taraflar, kendi tanıklarıyla birlikte bu tuzağa düşmemeye çalışıyor. Vaud Kantonu Başsavcısı Eric Cottier Mahkemenin soykırım olduğu veya olmadığı yönünde tarih üzerine bir tartışma yerine dönüşmemesini diliyorum şeklinde konuştu. Hebdo, Doğu Perinçekle İstanbulda görüştü. Doğu Perinçek duruşmasını siyasi yargılamaya dönüştürme amacıyla Lozana geliyor. Ermeni soykırımının hiçbir zaman gerçekleşmediğine dair elle tutulur kanıtlar getirecek. Perinçek, Ermeni ve Rus arşivlerinden çıkarılan binlerce sayfanın fotokopisini çıkarttım. Belgeler Batılı ve Rus emperyalistlerin Ermenileri şiddete yönelttiklerini gösteriyorlar. Türkler sadece kendilerini savundu şeklinde konuştu ve ekledi: İsviçre yargısına güveniyorum, beni suçlu bulmayacaklarına eminim. TANIKLAR Doğu Perinçek tezini kanıtlamak için , Margaret Thatcherın eski danışmanı ve bugün İstanbulda öğretim üyesi olan Norman Stone, 2006 Ekim ayında bu soykırımı inkar etmeyi cezalandırmayı öneren Ulusal Meclise karşı çıkan başarılı tarih romanları yazarı Fransız Jean-Michel Thibaux gibi pek çok uluslararası şahsiyeti tanıklık yapmaya çağırdı. Kanton başsavcısı Eric Cottier Ermeni soykırımı üzerine iki metnin incelenmesini istedi; Andrew Goldberge ait olan TSR tarafından geçen 28 Ocakta yeniden yayımlanan metinler: Soykırımın gerçekleştiğini düşünüyorum. Bana göre, bu sorun sonuçlandırılmıştır. Belgeleri, Doğu Perinçekin avukatı da gördü. Vaud Barosuna bağlı avukat ve Lozan Üniversitesi ceza hukuku kürsüsünde profesör olan M. Laurant Moreillon. Moreillon öncelikle Ben bir revizyonist değilim ve bu halkın acılarına duyarlıyım, diyor. DOSYADAKİ BELİRSİZLİKLER M. Moreillona göre bu soykırım teriminden neyin kastedildiği açıklık kazanmalı. İnsanlığa karşı cinayetler olarak kaşımıza çıkan büyük katliamlar olduğu gerçektir. Fakat soykırımın tanımı önemlidir. Bugün ne Birleşmiş Milletler ne de Federal Konsey bu konuya eğilmemişlerdir. Fakat, Avrupa Konseyi ve Ulusal Konsey soykırımı tanımlamışlardır, tarihçilerin büyük bir kısmı gibi. Bütün bu tartışma içinde İsviçre Ermeni Topluluğu Başkan Yardımcısı Sarkis Shahinian ise şu noktanın altını çiziyor: Bay Perinçek aslında uluslararası bir hareket olan Talat Paşa Komitesinin başında yer alıyor ve bu komite Avrupa Birliği tarafından ırkçı ve yabancı düşmanı ilan edildi. Duruşmanın içeriği pek çok soru işareti taşıyor. Soykırımın resmi olarak tanınmasının, 261. maddenin uygulanmasında ne tür bir etkisi olacaktır? Bu davayla ilgili temel sorulardan birisi budur. Karar ne olursa olsun, taraflar bu konuyu Federal Mahkemeye (Temyiz mahkemesi) taşımakta ısrarlı. Michel Guillaume |
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Dink, Ramazan Akyürek, AKP ve Fethullah
2/2/2007 · Kategori: Guncel
| |||||
| İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 31 Ocak 2007 günü İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı yaptı. Perinçekin açıklaması şöyle: İşçi Partisi, Hrant Dink suikastini aydınlatmak üzere bir araştırma komisyonu kurmuştur. Saptadığımız olguların bir bölümünü kamuoyunun bilgisine sunuyoruz: 1. Operasyon ekibi: Hrant Dink cinayetinin kilit ismi olduğu iddiasıyla Trabzon'da gözaltına alınarak İstanbul'a getirilen Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi Erhan Tuncel'in Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürekin elemanı olduğu ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü de bu gerçeği doğruladı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürekin Trabzonda Emniyet Müdürü iken kurduğu ekip, haber elemanları perdesi altında, bir operasyon ekibi, başka deyişle tetikçi timidir. 2. Etnik ve dinsel çatışma tertipleri: Ramazan Akyürekin Haber elemanları timinin Trabzonda gerçekleştirdiği işler, ABDnin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiyede etnik ve dinsel çatışma zemini hazırlamaya yönelik bir dizi tertiptir. ABD merkezli psikolojik savaş, Trabzonu hedef aldı. Savaştır bu! Trabzon, vatanseverliğin kalesidir ve İran dahil bütün bölgenin önemli bir limanıdır. Bu nedenle ABDnin hedefleri arasındadır. 3. Trabzon değil, Ramazan Akyürek: Erhan Tuncelin ifadeleri, Trabzon diye şifrelenen olayların arkasında Eski Emniyet Müdürü ve şimdiki Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürekin bulunduğunu kanıtlayacak değerde önbilgiler içermektedir. Erhan Tuncel, ifadesinde Trabzon'da McDonald's önüne patlayan bombayı bizzat kendisinin yaptığını ve eylemde gözcü olduğunu ve bombalama olayından sonra, o zaman Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'in önerisiyle "haber elemanı" olduğunu belirtmektedir. Erhan Tuncelin Ramazan Akyürek tarafından bombalama olayından önce denetim altına alındığı ve suçu işlemeye yönelttiği apaçık ortadır. Tuncelin Ramazan Akyürekle anlaşması yakalandıktan sonra değil, eylemden öncedir. Bombalama, örgütlenmiş elemanlara yaptırılmıştır. Aynı bombalamada suç işleyen Yasin Hayal de, on ay hapisle kurtarılmış ve üç ay hastanede tatil yaptırılmıştır. 4. Ramazan Akyyürekin operasyon elemanları Hrant Dink suikastinde: Hrant Dink suikastinde rol alanlar, apaçık ortadadır ki, Ramazan Akyürekin denetimi altındadır. Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın azmettiricisi olduğu iddia edilen Yasin Hayal, ifadesinde, 2004 yılı içinde Trabzon'da Erhan Tuncel ile tanıştığını, Tuncel'in üç öğrenci arkadaşıyla bir bekâr evinde kaldığını, sürekli bu eve gidip geldiğini ve evde Seyfi isimli arkadaşının bilgisayarında film seyrettiklerini, düşünsel olarak ondan etkilendiğini söyledi. Ekip, en başından denetim altındadır ve yönlendirilmektedir. Suç, daha önceki örneklerde olduğu gibi, bu operasyon elemanlarına işletilecek ve suçun merkezindeki örgüt perdelenecektir. 5. Senaryonun bozulması: Fethullahçı ekibin uyguladığı senaryo, Ogün Samastın Samsunda Jandarmanın eline geçmesiyle bozulmuştur. Ogün Samastın askeriyeye verdiği ifade, operasyon ekibinde ikinci bir tetikçinin bulunduğunu ve Ramazan Akyürekin konumunu açığa çıkarmıştır. 6. İhmalin değil, suça iştirakin kanıtı: Erhan Tuncel, anlatımında Hrant Dink suikastını bağlı bulunduğu istihbarat görevlilerine çok önceden bildirdiğini söylemektedir. Bu bilginin 17 kez verildiği gazetelere yansımıştır. Ramazan Akyürek, Hrant Dink suikastinin hazırlandığını hem Trabzon Emniyet Müdürü olarak, hem de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak bilmektedir. Danıştay suikastinin de Emniyet istihbaratınca önceden bilindiği hatırlanacak olursa, suikastler Fethullahçı ekibin bilgisiyle yapılmaktadır. Emniyet yöneticisi, sıradan bir ihbarcı değildir; suçu önlemekle görevlidir. Bu olayda suçu önlemenin de ötesinde suç işlenmesine izin verildiği görülmektedir. Bilgiye sahip olup da suça yol veren emniyet yöneticileri, suça iştirak etmişlerdir. Bu olgular, bir ihmalin belirtisi değil, fakat suça iştirakin ciddi kanıtıdır. O nedenle Emniyet Müfettişlerinin görev ihmali saptaması, aslında suça iştiraki örtbas etmek anlamını taşımaktadır. 7. Ramazan Akyürekin Danıştay suikastindeki rolü: 25 Mayıs 2006 günü İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay soruşturmasını saptıranların başında Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürekin olduğunu açıklamıştım: Şu anda Danıştaya saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. ( ) Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslanın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. ( ) Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. ABDnin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiyenin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur. Danıştay suikastı yargılamaları sırasında ortaya saçılan yeni olgular, bu saptamayı daha da güçlendirmiştir. Ramazan Akyürek, Danıştay suikasti soruşturmasını tıkamış ve suikast planlandığı üzere bir kişinin üzerinde kalmıştır. Arkadaki örgüt gizlenmiştir. 8. Ramazan Akyürekin Fethullahçı sicili: Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek hakkında 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakırın bizzat elyazısıyla yazdığı ve imzaladığı sicilde şu saptama bulunmaktadır: "Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir. Valinin engin bir öngörüyle devletten dikkat edilmesini istediği görevli, bütün millete dikkat eden makama oturtulmuş, Türk Emniyetinin istihbarat dairesi, yani beyni dikkat edilmesi gereken adama teslim edilmiştir. Dikkat edilmesi gereken Fethullah sicilli, önce Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendirmiş ve ve şimdi de Hrant Dink suikastindeki rolüyle kamuoyunun önüne çıkmıştır. Sicil mahkeme dosyalarında bulunmaktadır ve fotokopyaları bu basın toplantısı açıklamasının ekindedir. 9. Hrant Dink suikasitini tertipleyen ekip: Hrant Dink suikastini kurgulayanlar, tetikçinin kameralara poz vermesini ayarlayanlar ve görüntüleri el altından basına sızdıranlar, aynı merkezdir: Emniyet içindeki Fethullahçı ekip. 10. Emniyetteki Fethullahçı derin örgüt: Van ve Şemdinli tertibi, Danıştay suikasti, Atabeyler Operasyonu ve Hrant Dink suikasti aynı dizinin alt başlıklarıdır. Bu uygulamaların arkasındaki Derin örgütün başında Emniyet içine yuvalanmış Fethullahçı kadro bulunmaktadır. 11. CIA ve MOSSAD bağlantısı: Van ve Şemdinliden Hrant Dink suikastine uzanan tertiplerin merkezindeki Fethullahçı ekip, CIA ve MOSSADın Büyük Ortadoğu Projesinde görev üstlenmiştir. 12. Türkiye düşmanı cephe: Suikasti tertipleyenler, yazılı ve görsel medyayı milli devleti tahrip için harekete geçirenler ve cenaze töreninde ABD Büyükelçisinin liderliğinde Hepimiz Ermeniyiz pankartının arkasında yürüyenler, aynı Türkiye düşmanı cephededirler. Pankartları ve cenaze töreni giderlerini Soros karşılamıştır. 13. Fethullah Hocanın ulusal dalgayı aşacağız fetvası: Fethullah Hoca, 2005 yılı Ekim ayında, ulusalcı dalgayı aşacağız diyerek, ABDnin Haçlı seferindeki görevini bir kez daha tanımlamıştır (Yeni Aktüel, sayı 14, 16 Ekim 2005). Yine Fethullah Hoca aynı tarihlerde Türkiyede büyük tertip ve suikastler olacağı, çok kan döküleceği kehanetinde bulunmuştur. Bu iki açıklama. birbirini tamamlamaktadır. 14. Tayyip Erdoğanın ulusalcıların üzerine gidilmeli talimatı: Tayyip Erdoğan, Danıştay suikastinden hemen sonra 19 Mayıs 2006 günü Ankarada MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Emniyetin Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile yaptığı toplantıda Ulusalcıların üzerine gidilmesi talimatını vermiştir. 15. Derin devletin dibinde Büyük Ortadoğu Projesinin Eşbaşkanlığı var: Yine Tayyip Erdoğan, 30 Ocak 2007 günlü gazetelerde yazıldığı üzere, derin devletin dibine inmekten sözetti. Amaçları, derin devlet perdesi altında milli devleti tahrip etmektir. Derin devlet ABDnin Türk Devleti içine yerleştirdiği SüperNATOdur ve o Derin Devletin en karanlık noktasında Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığı bulunmaktadır. 16. BOP Eşbaşkanlığı ile bağlantı: BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Emniyetteki Fethullahçı ekip arasındaki bağlantıyı, Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda oturan Ömer Dinçer yürütmektedir. 17. Ramazan Akyürek Tayyip Erdoğanın yakını: Ramazan Akyüreki, Emniyetin beyin merkezinin başına atayan Tayyip Erdoğandır. 18. Tertiplerin üzerini kapatmaya yönelik atamalar: BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, Trabzon Valisi ve Emniyet Müdürünü görevden alarak, Trabzon merkezli tertiplerin üzerini kapatma girişimi içindedir. Görevden alınan eski Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay Fethullahçı değil, fakat atanan Arif Akkale Fethullah bağlantılıdır. 19. Ramazan Akyüreki kurtarma planları: Emniyet kaynaklarından aldığımız bilgilere göre, Tayyip Erdoğan yönetiminin Ramazan Akyüreki kurtarmak için İstanbul Emniyeti sorumlularını fedaya hazırlanmaktadır. 20. Mayısta yeni Fethullahçı atama hazırlığı: Mayıs ayından sonra bazı Fethullahçıların önemli Emniyet müdürlüklerine atanacakları belirtilmektedir. İstanbul, İzmir ve Bursa emniyet müdürlükleri dahil, yedi önemli göreve atanması planlanan Fethullahçı emniyet müdürlerinin isimleri arşivimizdedir ve noter tutanaklarında kayda alınacaktır. 21. Görevden alınması gereken Recep Tayyip Erdoğandır: Tayyip Erdoğan yönetimi, polis müdürlerini görevden alarak kendisini kurtarma telaşına düşmüştür. Görevden alınması gerekenler, ABDnin 24 müslüman milletin yaşadığı ülkelerin haritasını değiştirme projesinde eşbaşkanlık üstlenerek Türkiyeyi parçalama planlarında rol alanlardır. 22. Milletimize söz veriyoruz, suç örgütünü açığa çıkaracak ve Türk adaletine teslim edeceğiz: SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıran ve Hrant Dink suikasitini örgütleyen SüperNATO timi, Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir. Ülkemizi bir Milli Hükümete kavuşturmak bir vatan görevidir. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Milli Hükümet Özelleştirmeye "HAYIR" Diyor...
30/1/2007 · Kategori: Guncel
| |||||
| Türk-İş Konfederasyonu'nun düzenlediği "Özelleştirmeyi Durduran Yargı Kararları Uygulansın" başlıklı Özelleştirme Kurultayı, 27 Ocak 2007 günü Ankara'da toplandı. Kurultaya İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de konuşmacı olarak katıldı. Doğu Perinçek, konuşmasında şunları belirtti: Hepimizi Ermeniyiz pankartı altında bilerek yürümek, yılışıklıktır. Bunu yapanlar, Ermenileri korumuş olmuyorlar; yalnızca ABDye yılışmaktadırlar. Hrant Dinki katlettiren de ABD emperyalizmidir; cenaze töreninin başını çeken de ABD emperyalizmidir. Türkiyemize karşı bir vatansızlaştırma, milletsizleştirme ve şerefsizleştirme operasyonu yürütülüyor. Millî Hükümet, özelleştirmeyi iptal eden ve durduran yargı kararlarını derhal uygulayacaktır. Böylece kamu kuruluşlarının işgaline son verilecek, bu kuruluşların kamuya iadesi sağlanacak, bugüne değin kamunun uğradığı zarar, ilgili kuruluşlara ve Danıştay kararını uygulamayan hükümetlerin mensuplarına tazmin ettirilecek ve sorumlular cezalandırılacaktır. ŞEHİT DİPLOMATLAR GÜNÜNDE ŞEHİTLERİMİZİ DERİN SAYGIYLA ANIYORUZ Bugün Şehit Diplomatlar Günüdür. 33 yıl önce bugün Başkonsolosumuz Mehmet Baydar ve Başkonsolos Yardımcımız Bahadır Demir, Los Angeleste teröristler tarafından şehit edildiler. Los Angelesteki büyük acımız, büyük acıların başlangıcıydı. 41 dışişleri görevlimiz, ABD emperyalizminin tetikçileri tarafından peş peşe şehit edildiler. Onları derin saygıyla anıyoruz. Bizim yalnız diplomatlarımız şehit edilmedi. Fabrikalarımızı, ekmek kapılarımızı, cumhuriyetin kamu ekonomisini de emperyalizme kurban verdik. Bu nedenle özelleştirme kararlarının uygulanması amacıyla düzenlenen bu toplantının Şehit Diplomatlar Gününe rastlaması, çok anlamlıdır. HEPİMİZ ERMENİYİZ PANKARTI ALTINDA YÜRÜMENİN ANLAMI Hepimizi Ermeniyiz pankartı altında bilerek yürümek, yılışıklıktır. Bunu yapanlar, Ermenileri korumuş olmuyorlar; yalnızca ABDye yılışmaktadırlar. Hrant Dinki katlettiren de ABD emperyalizmidir; cenaze töreninin başını çeken de ABD emperyalizmidir. Irak ve Afganistanda yüzbinlerce insanı katleden ABD büyükelçisinin kuyruğuna takılanlar, ABDnin kanlı ellerini yıkamışlardır. Bu eylem, bir cenaze töreni olarak değil, fakat Türkiyeye ve Türk milletine karşı düşmanlık yürüyüşü olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Hrant Dinkin katledilmesi ve sonrasında yapılanlara bakıyoruz, Türkiyemize karşı bir vatansızlaştırma, milletsizleştirme ve şerefsizleştirme operasyonu yürütülüyor. Ancak bu uygulamalar, milletimizin emperyalizmi daha yakından tanımasını sağlamış ve büyük bir öfke seline yol açmıştır. 300Ü AŞKIN YARGI KARARI UYGULANMIYOR Özelleştirme, ABD ve AB emperyalizminin milli devleti yıkma, milleti etnik grup, mezhep, cemaat ve tarikatlara bölme, vatanı parçalama ve Cumhuriyet Devrimini çökertme programının bir parçasıdır. Hrant Dink de aynı amaçlarla, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, ABD-MOSSAD işbirliğiyle katledilmiştir. Türk-İş Konfederasyonuna yürekten teşekkür ediyoruz. Bugün bu toplantıyı düzenleyerek, ülkemizin ve işçi sınıfımızın çok önemli bir meselesini ele salmamıza zemin yaratmıştır. AKP hükümeti, özelleştirmeyi iptal eden veya yürütmeyi durduran yargı kararlarını uygulamıyor. Cumhuriyetin iktisadî varlığının özelleştirme adı altında yağması, yargı kararlarına rağmen sürdürülüyor. Özelleştirmeler hakkında 300ü aşkın yürütmeyi durdurma ve iptal kararı verilmiştir. Yalnız AKP hükümeti değil, son yirmi yılın hükümetleri gözler önünde bu suçu işlediler. Cumhuriyetin ekonomisi katlediliyor. 1992 yılından beri kurulan DYP-SHP, DYP-CHP, ANAP-DYP, Refah Partisi-DYP, ANAP-DSP-DTP, DSP-MHP-ANAP hükümetleri, Danıştayın özelleştirmeyi durdurma kararlarını uygulamadılar. Bu iktidarların hepsi kamu ekonomisini yıkmayı öngören Haçlı programına teslim oldular. İşte irtica budur, hepsi irticayı temsil etmişlerdir. CUMHURİYET EKONOMİSİNE KARŞI İLK CİNAYET Hükümetler, 1992 yılından beri özelleştirmeye ilişkin yargı kararlarını tanımayan tutumlarını prensip kararları haline dönüştürmüşlerdir. İlk cinayeti, DYP-SHP ortaklığı işlemiştir. Fransızlara satılan 5 çimento fabrikasının özelleştirilmesine ilişkin işlemler hakkında yürütmenin durdurulmasına karar verildiğinde alınan, 27 Nisan 1992 tarihli Bakanlar Kurulu Prensip Kararı yargı kararlarına karşı yasadışı direnişin dayanağı olmuştur. DYP-SHP hükümeti, bu kararla, Mahkeme kararlarının ileriye ve geriye dönük işlem tesisine hukuken olanak olmadığını söyleyerek Cumhuriyet ekonomisi yanında Cumhuriyet yargısına karşı da savaş ilan etmiştir. Daha sonra iktidara gelen ABD ve AB güdümlü özelleştirmeci partiler de bu yasadışı çizgide yürümüşlerdir. Onların yönetimindeki Özelleştirme Yüksek Kurulu, yargı kararlarının bu kuruluşların devir tesliminden sonra gelmesi nedeniyle uygulanamayacağı şeklinde kararlar almıştır. Hükümetlerin hukuku çiğneyen tutumunu, Danıştay birçok kararında sert bir dille mahkum etmiştir. Örneğin, Çimento Fabrikaları ve USAŞ hakkındaki mahkeme kararlarının uygulanmaması üzerine Danıştay 10. Dairesince verilen E.2002/4061, K.2004/5219 sayılı kararda şöyle deniliyor: iptal hükmü idareye, iptal edilen tasarruftan, buna dayanan ve bağlı olan tüm tasarruflardan doğan sonuçları ortadan kaldırarak, bu işlemler hiç tesis edilmemiş gibi eski durumu tamamen tesis ve idame etme görevini yüklemektedir. İdare bu görevi hiçbir sebep ve bahane ile yerine getirmekten kaçınamaz. KAMU EKONOMİSİ İŞGAL ALTINDA Yargı kararlarının uygulanmaması ne demektir? Bugün hukuken kamuya ait olan çok sayıda kamu kuruluşu, hükümet desteğiyle işgal altındadır. Siz gidip bir holdingin herhangi bir malına elkoysanız, herhangi bir taşınmazını işgal etseniz, polis yakanıza yapışır. Ama kamu iktisadi teşekküllerini işgal ettiğiniz zaman, arkanızda hükümetler bulunmaktadır. EĞER CUMHURİYETİN SAVCILARI VARSA, MECLİSİ VARSA Danıştay kararlarında da açıkça belirtildiği gibi: 1. Anayasanın 138. maddesine göre, mahkeme kararlarına uymak anayasal bir görevdir. 2. Bu görevin ihmali, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 257. maddesine göre görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturur. 3. Söz konusu kamu kuruluşları bugün işgal altındadır ve bu işgal sürdükçe kamunun zararı da ağırlaşmaktadır. Eğer Türkiyede hukuk varsa, yargı varsa, Cumhuriyetin savcıları varsa, TBMM varsa ve diğer denetim kurumları varsa, Danıştay kararlarının derhal uygulanması ve kamu kuruluşlarının işgaline son verilmesi, sorumluların kamuya verdikleri zararın ödettirilmesi ve cezalandırılmaları gerekir. CUMHURBAŞKANINA ARZ Bu bağlamda, Sayın Cumhurbaşkanına da arz ediyorum: Anayasanın 108. maddesinde ve 2443 sayılı yasada öngörüldüğü üzere, Devlet Denetleme Kurulu harekete geçirilmelidir. MİLLİ HÜKÜMET UYGULAYACAK Kendisini ABDnin Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı olarak tanımlayan ve görevini de Bu Proje kapsamı içinde Diyarbakırı merkez yapmak, yani Türkiye toprağının bir bölümünü Kuzey Iraktaki İsrail devletine vermek olarak tanımlayan bir iktidar sahibinden kamu ekonomisine sahip çıkmasını beklemek, iyimserlik oluyor. İşçi hareketi çok iyi gördü: İşimiz, ekmeğimiz, vatanımız, Cumhuriyetimiz, aynı Hayasız akının hedefleridir. Bu nedenle İş, ekmek, vatan diye yürüyoruz. Şunu da görmek zorundayız artık: Bir Milli Hükümet kurmazsak, işimiz, ekmeğimizle birlikte vatanımızı ve cumhuriyetimizi de kurtaramayacağız. Millî Hükümet, artık Türkiye için bir yaşam sorunudur ve nedenle kaçınılmazdır. Mille Hükümet, Özelleştirmeyi iptal eden ve durduran yargı kararlarını derhal uygulayacaktır. Böylece kamu kuruluşlarının işgaline son verilecek, bu kuruluşların kamuya iadesi sağlanacak, kamu zararı önlenecek, bugüne değin kamunun uğradığı zarar, ilgili kuruluşlara ve Danıştay kararını uygulamayan hükümetlerin mensuplarına tazmin ettirilecek ve sorumlular cezalandırılacaktır. İŞÇİ PARTİSİ NİN SENDİKALARIMIZLA BİRLİKTE KAMPANYASI İşçi Partisi olarak, sendikalarımızla birlikte özelleştirmeyi iptal kararlarının uygulanması için kampanya başlattık. Bu kampanyayı güçlendirmek zorundayız. Özellikle işgal altındaki kamu kuruluşlarının bulunduğu kentlerimizde, bu mücadeleyi bütün yasal olanakları sonuna kadar kullanarak yürüteceğiz. Cumhuriyeti kamu iktisadi varlığıyla ve bütün kurumlarıyla savunma kararında olan bütün sendikalarımızı, kuruluşlarımızı ve yurttaşlarımızı bu mücadeleye çağırıyoruz. Kurultayda ayrıca Salih KILIÇ (TÜRK-İŞ Genel Başkanı), Prof. Dr. Alpaslan IŞIKLI (AÜ SBF Öğretim Üyesi), Vural SAVAŞ (Yargıtay Onursal Başsavcısı), Çetin ALTUN (TÜRK-İŞ Genel Teşkilatlandırma Sekreteri), Ergin ALŞAN (Selüloz-İş Genel Başkanı), Murat BEKEM (T. Maden-İş Genel Başkan Yardımcısı), Av. Mehmet CENGİZ (İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Adalet Komisyonu Başkanı), Ayla YILMAZ (KİGEM Genel Sekreteri), Mustafa TÜRKEL (TÜRK-İŞ Genel Eğitim Sekreteri), Zeki POLAT (Teksif Genel Başkanı), Av. Atilla KART (CHP Konya Milletvekili), Av. Murat ÖZVERİ (Selüloz-İş Hukuk Danışmanı) ve Av. Gökhan CANDOĞAN (Petrol-İş Hukuk Danışmanı) da birer konuşma yaptılar. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Uğur MUMCU...
25/1/2007 · Kategori: Guncel
|
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::
ABD'Lİ TARİHÇİ PROF. DR. MC CARTY: 

