KONTGERİLLA İLE SAVAŞTIĞIMIZ İÇİN BURADAYIZ!
28/1/2009 · Kategori: Dokumanlar
Ergenekon davasının 22 Ocak 2009 günü yapılan duruşmasında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in sorgusuna başlandı.
10 ayı aşkın süredir tutuklu bulunan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek sorgusuna önceki gün hayatına sona veren Gazi Albay Abdülkerim Kırca'yı anarak başladı. Albay Kırca'nın bir vatan kahramanı olduğunu, kahramanlarını intihara sürükleyen bir milletin ayakta kalamayacağını belirten Perinçek, "Kahramanları intihar eden bir ordu savaşma yeteneğini kaybeder, vatanını savunamaz. Kahramanları intihara sürüklenen bir ülkenin yargısı, başka ülkelerin infaz memurluğuna dönüşür. Şu anda Türk yargısı ABD'nin infaz memurluğuna dönüşmektedir. Hayretler içinde kaldık. Eski YÖK Başkanı, (ben sapına kadar Amerikancıyım) diyor. Yani diyor ki (ben suçsuzum, ben Amerikancıyım, beni neden aldınız) Demek ki Türk Ceza Kanunu değişmiş. Koskoca eski Genelkurmay Başkanı diyor ki, (ben Kuzey Irak'ta 1995 yılında Çelik Harekatını yaptım. Kardak operasyonunu yaptım. ABD'ye karşı operasyonlar yaptım, benim suçum budur) diyor. 1998-2002 yılları arasındaki Genelkurmay Başkanı da diyor ki, (benim hedef alınmamın sebebi Amerika'nın Kuzey Irak politikalarına karşı durmamdır)" diyerek ünlü şair Bertolth Breht'in "Vay haline kahramanlara muhtaç milletlerin" sözünü anımsattı. Perinçek şöyle devam etti; "Kahramanlara yaşamı zindan ettiniz. Kahramanları ölüme gönderiyorsunuz. Türkiye kahramanlarını köpeklere, itlere, çakallara yediriyor. Öldürüp, boğdurup, ardından kara gözlükleri takıp cenazelerde selam duruyorlar. Asıl hapislere tıkılan kahramanlara selam durun! İntihar eden Albay Kırca değildir. Bir millet intihar etmektedir. Bu saldırıya sessiz kalanlar, milletin intiharına katkıda bulunuyorlar. Sayın Mahkemeniz de bundaki sorumluluğunu düşünmelidir" dedi.
Perinçek sorgusuna şöyle devam etti; “Karanlık bırakılan tek nokta kalmayacak! İşçi Partisi Genel Başkanı ve yöneticileri hakkında karanlık kalan tek nokta bırakmayacağız. Suçlamalarla ilgili aydınlatılmayan, çürütülmeyen, eksik kalan, bulanık kalan tek bir nokta görürseniz, lütfen sorunuz. İddia kürsüsünde oturanlar da sorsunlar. Ceza Yargılaması Hukuku’na aykırı sorular da sorsunlar. Avukatlarıma rica ediyorum, itiraz etmeyecekler. Yasadışı kanıtlarını da toplasın getirsinler. Gizli dinlemelerini, sinsi gözlemlerini, gelmiş geçmiş bütün raporlarını getirsinler. Hepsi, onların suçunu kanıtlayacaktır. Zaten tepeden tırnağa yasadışılığa ve suça batmış durumdalar. Halkın önünde her şeyi açıklamaya hazırız. Bu Ergenekon Tertibini bütün boyutlarıyla, Türkiyemizi hedef alan bütün derinliğiyle kulağından tutup kamuoyunun önüne çıkaracağız. Tertibin suçlularını yargılayacağız burada! Sorgumun sonunda soruları bekliyorum. Sorun ve bu işi burada bitireceğiz. Ertelenmesi, Türkiye’ye karşı suç olur.” sözleriyle başladı.
“Bir varmış bir yokmuş” diyerek iddianame yazılamayacağını belirten Perinçek, “Ceza yargılaması, fiillerle ilgilenir. Suç olduğu iddia edilen fiilleri tek tek ele alacağım” diyerek İddianame’deki suçlamaları birer birer yanıtladı.
“TUNCAY GÜNEY” DAVASI
Doğu Perinçek, Ergenekon davasının “iskeletini, omurgasını, çekirdeğini” Tuncay Güney’in kurduğunu belirterek, “Bu davaya ille bir isim takılacaksa, ‘Tuncay Güney Davası’ demek yerinde olurdu. İddianamenin omurgasını, Tuncay Güney ile 2001 yılında yapılan Mülakat, Tuncay Güney’in Mülakatı’na dayanılarak yapılan şema, Tuncay Güney’in polise verdiği belge çuvalı oluşturmaktadır. Çekin bu omurgayı, İddianame bir et yığını gibi yığılır kalır. Tuncay Güney’i çıkartınız bu dava dosyasından: Örgüt kalmaz!” dedi.
Perinçek şöyle devam etti: “Örgütü kuran, temeli atan, çekirdeğini tayin eden, yöneticilerini atayan, bağlantıları ören, olayları imal eden, özetle senaryoyu kurgulayan, televizyon ekranlarına baktığınız zaman, hep Tuncay Güney. Bu İddianame’de Tuncay Güney’in adı 487 kez geçiyor. Rakipsiz bir numara!”
MECZUP YOK! OVAL OFİS VAR!
Tuncay Güney’in, görünüşte “Asrın Örgütü”nü kurduğunu, Güney’in Mülakatı’nı izleyen şahsiyetlerin, O’na “meczup” dediklerini, O’nun söylediklerini “deli saçması”, “kepazelik”, “rezillik”, “hokkabazlık” diye nitelediklerini belirten Perinçek; “İşte en büyük yanılgı buradadır. Bir meczup, bir hokkabaz Türkiye’yi parmağında oynatabilir mi? Bir millet, deli saçmalarıyla makaraya sarılabilir mi? Savcılıklar, tutuklama makamları, bir meczubun esiri haline düşer mi? Bir meczubun şemasını MİT resmi belge haline getirip 2002 yılından itibaren devlet içindeki darbe ve tertiplerde kullanır mı?” dedi.
İddianamenin, tutuklamaların Tuncay Güney’in eseri olduğunu ancak bu “deli saçmaları”nın Savcı Zekeriya Öz ve ekibi tarafından iddianame haline getirildiğini, kasette izlenen Tuncay Güney’in, aslında Zekeriya Öz; 2006’da “Ulusalcı dalganın üzerine gidin” fetvasını veren Fethullah Hoca; “delillendirin, savcıları bulun, onları tutuklayın” talimatı veren” Abdullah Gül; “davanın savcısıyım” diyen “BOP Eşbaşkanı” Tayyip Erdoğan; BOP Eşbaşkanı’na bu görevi veren ABD Başkanı Bush’un “ta kendisi” olduğunu belirtti. Perinçek; “Tuncay Güney, ‘Ulusa Sesleniş’ konuşmasını aslında Oval Ofis’ten yapıyor.” dedi.
Tuncay Güney’in abartıldığının düşünebileceğini belirten Perinçek; “Gerçeğe bakalım! Savcı Zekeriya Öz, Genelkurmay Başkanlığı’nın, Jandarma Genel Komutanlığı’nın yolladığı yazılara itibar etmiyor, onları samimi bulmuyor, hatta onları suçlu olarak görüyor. Ama Tuncay Güney’in her söylediğini başının üzerinde tutuyor. İddianame’nin en itibarlı, en güvenilir, en samimi şahsiyeti Tuncay Güney’dir. Tuncay Güney, Savcı Zekeriya Öz’ün itibar kaynağıdır ve itibar şampiyonudur. Bu davanın savcıları ile Tuncay Güney, birbirlerine çok yakışıyorlar. Çünkü itibar, güven ve samimiyet ölçüleri aynıdır.” dedi.
BÜYÜK SUÇLAR VE SUÇLULAR
SUÇ, ATATÜRK DEVRİMİ’Nİ TAAMMÜDEN SAVUNMAK!
Tuncay Güney’in meczup olmadığını, ona meczup diyenlerin de en sonunda anladıklarını söyleyen Perinçek “Bir komutanımız hemen geçmişini gözden geçiriyor. 1995 Çelik Harekâtı’nı yapmış, Kardak Operasyonu’nun emrini vermiş: Büyük suç! Diğer komutanımız, ABD’nin Kuzey Irak seferine karşı dik duruşunu hatırlıyor: Büyük suç! Eski YÖK Başkanımız kendisini temize çıkarıyor! Ben sapına kadar Amerikancıyım diyor. O, gerçekten suçsuz! Çünkü suçluyu da suçsuzu da Amerika belirliyor; savcılar ve yargıçlar değil. Tuncay Güney, Eski YÖK Başkanı’nın bu beyanatını Oval Ofis’ten mutlaka izlemiştir. Madalyasını yakında yollayacaktır. İşçi Partisi Genel Başkanı olarak, İddianame’de bana yöneltilen suçlara bakıyorum. Özeti: Kemalist Devrim’i tamamlama kararlılığı! ABD emperyalizmine ve Haçlı İrticaya karşı vatan savunmak, halkı savunmak! Suç, Atatürk Devrimi’ni taammüden savunmak!” dedi.
HEDEFTE TEMİZLER VAR KİRLİLER DEĞİL
Kamuoyunda dolaştırılan en şaşkın söylentinin, bu davada sap ile samanın birbirine karıştırıldığı, temiz insanların kirli insanlarla aynı sepete konduğu olduğunu belirten Perinçek şöyle devam etti; “Temiz ne demek? Temiz olmak, Çelik Harekâtı’nı yapmak, Kardak Harekâtı’nı yapmak, ABD’nin Irak’ı ve Türkiye’yi parçalamasına direnmek, NATO’dan çıkmak, Türkiye’nin bağımsız olarak Avrasya’daki yerini alması, Atatürk Devrimi hedefine bağlanmak ise; Bu dava, tam hedefine yönelmiştir. Oval Ofis’ten verilen talimat, doğru uygulanmaktadır. Herkes örgüt şemalarına iyi baksın! O şemalarda yöneticiler, Org. Kıvrıkoğlu, Org. Eşref Bitlis, İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek var! Bu davada hedef, burada Oval Ofis’te tanımlanmış bir suçları bulunmayan 20 yaşlarındaki Vatan Bölükbaş’lar değildir. Herkes uyanmalı ve büyük tertibi görmelidir. Hiç kimse bu davada olmayan bombalarla, uydurma krokilerle suçlanmıyor. Suç, Atatürk Devrimi’ni taammüden savunmak! Eğer bu davada bir haksızlık yapılıyorsa, ABD emperyalizminin günah defterinde ismi yazılı olmayanlara yapılmaktadır. Onlara suç atmak yerine, bizler yüzünden hapislere atıldıkları için onlardan özür dilememiz gerekir.”
NATO’DAN ÇIKALIM GLADYO’NUN KÖKÜ KAZINIR
Tuncay Güney’in, “Türkiye’nin patlayan çıbanı, Türkiye’nin irini” olduğunu ifade eden Doğu Perinçek sözlerini şöyle sürdürdü;
“Türkiye, son 60 yılda Kemalist Devrimi yıka yıka kendi eliyle imal ettiği bu zavallı çocuklarının üstünde tepinerek bu karanlık tertipten kurtulamayacaktır. Artık herkes, Kontrgerilla düşmanı, Gladyo düşmanı, Susurluk düşmanı, çete düşmanı, mafya düşmanı oldu. Türkiye fırsat yakalamış, öyle diyorlar. Başımızda Obama, Fethullah Hoca, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan elimizde F tipi polis kadroları Gladyo’yu ve Susurluk’u temizliyoruz! Türkiye, neyin fırsatını yakalamış? Düşman, Kemalist Devrim’in son kalelerini de yıkıp, Ordu’nun direncini kırıp, İşçi Partisi’ni etkisiz hale getirip, vatansever güçleri sindirip bir Mafya-Tarikat-Gladyo rejimini kurmanın eşiğine gelmiş, son hamlesini yapıyor. Şaşkınlarımız, saf yüreklilerimiz; ABD’nin Sözleşmeli personelinden Mafya-Tarikat güçlerinden, BOP Eşbaşkanlarından, Deniz Feneri soyguncularından, çocuklarına yüz metrelik gemicikler alıp, eşlerinin parmaklarına 40 milyarlık yüzük takanlardan, Dolmabahçe Sarayı’nın eşyalarına bile göz koyanlardan temiz toplum kurmalarını bekliyorlar. Gafillerin ve hainlerin tertiplerine, psikolojik savaş yalanlarına kanmak için ne kadar arzulu insanımız var! İkiyüzlülüğe izin veremeyiz! Susurluk’un, Gladyo’nun kökünü kazımak mı istiyoruz, yapılacak tek iş vardır: NATO’dan çıkmak!
NATO’dan çıkalım, Uğur Mumcuları kimse vuramaz!
NATO’dan çıkalım, Eşref Bitlis’in uçağını kimse düşüremez.
NATO’dan çıkalım, 1 Mayıs katliamları son bulur.
NATO’dan çıkalım, Kahramanmaraş’ta canlarımızı artık kimse baltalarla öldüremez!
NATO’dan çıkalım, kimse Atatürk Kültür Merkezi’ni kundaklayamaz!
NATO’dan çıkalım, kimse Madımak Oteli’ndeki o güzel aydınlarımızı cayır cayır yakamaz!
NATO’dan çıkalım, benim canım yerdeşlerim Kemaliye Başbağlar köylülerini kimse kurşuna dizemez!
NATO’dan çıkalım, Hırant Dink’i kimse öldüremez.
NATO’dan çıkalım, PKK terörünü, Hizbullah maskeli terörü kimse besleyemez!
NATO’dan çıkalım, Gazze halkına en büyük yardım budur!
NATO’dan çıkalım, Irak halkına en candan selam budur.
NATO’dan çıkalım! İkiyüzlülüğü bırakalım!”
NATO’DAN ÇIKMAK “YURTTA BARIŞ, CİHANDA BARIŞ”IN BUGÜNKÜ GÖREVİDİR!
Gladyo’yu temizlemek için tek çarenin “Atatürk’ün demir süpürgesi!” olduğunu söyleyen Perinçek şunları ekledi; “Atatürk’ün döneminde bu terör belası var mıydı? Hatta 1960’ları hatırlayınız, şu patlayan bombalar, havalara uçan kollar bacaklar var mıydı? Şu koruma ordularına bakınız, Türkiye Atatürk Devrimi dönemlerinde böyle miydi? Nerde o devrimin, o bağımsızlığın getirdiği barış ve huzur, o kardeşlik, o mahalle ilişkileri, o arkadaşlıklar ve sevdalar? Bu kan revanın ortasında, Türkiye’nin ilerlediğini, kalkındığını hangi mezhep, hangi akıllı söyleyebilir?
Buradan İşçi Partisi Genel Başkanı olarak bütün milletime sesleniyorum: NATO’dan çıkalım! Gladyo’nun kökünü kazıyalım! Bütün partilere, örgütlere de aynı çağrıyı yapıyorum. Kim Susurlukçu kim değil, mihenk taşı, bu çağrıya verilen cevaptadır. Kimse milleti aldatmasın! İkiyüzlüler meydana çıksın! Milletimiz kimseye aldanmasın!”
FETHULLAHÇI TAKIMI, NÂZIM HİKMET’İN ÖLÜSÜNÜ ÇOK SEVİYOR!
DİRİSİNİ HAPİSLERE ATIYOR!
Sorgusunda Nazım Hikmet’in yeniden Türk Vatandaşlığı’na alınmasını da değerlendiren Perinçek şöyle konuştu; “Son örnek: ABD güdümlü Haçlı İrtica’nın Nâzım Hikmet’in ‘itibarını iade’ riyakârlığıdır. ABD’nin Sözleşmeli Personeli, Fethullahçı takımı, Nâzım Hikmet’in ölüsünü çok seviyor! Ama dirisini hapislere atıyor!”
SAVCILAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSU TALEBİ
Doğu Perinçek, Mahkemeden, İddianame’yi hazırlayan savcılar hakkında “iftira” nedeniyle suç duyurusunda bulunulmasını da talep etti.
Perinçek, suç duyurusu talebinde şunları belirtti: “Emniyet sorgumda ve savcılık sorgumda, bana yöneltilen suçlamaların çoğunun, uydurma, yalan, iftira olduklarını, mahkeme kararlarıyla, resmi belgelerle kesin ve tartışmasız kanıtlarla gösterdim. Savcı, bu durumda ne yapar? Uydurma, yalan ve iftira oldukları ispatlanmış iddiaları İddianame’ye koymaz! Soruşturma esasen bu nedenle yapılır. Oysa savcılar, uydurma, yalan ve iftira olduğu kendilerine ispatlanmış, kanıtları gösterilmiş suçlamaları, ısrarla, bile bile, kasıtlı olarak İddianamelerine koymuşlardır. Böylece Savcılar, iftira, sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, mahkemeyi yanıltma, yargıyı yönlendirme suçlarını, İddianame’yi okuyarak, Mahkeme huzurunda işlemişlerdir. Kesinleşmiş Mahkeme kararlarıyla iftira olduğu saptanmış, iftiraları tekrar ederek, bile bile, kasıtlı olarak iftira suçunu işlemişlerdir. Suç belgeli ve kanıtlıdır. Tek celsede karar verilecek kadar açık bir suç var ortada. Mahkemeniz, sanıkların tartışmalı sözlerini, hakaret suçunun oluşması olasılığını dikkate alarak Silivri C. Savcılığı’na bildirdi. Böylece Savcıların sanıkları yıldırma ve savunma yapamaz hale getirme gayretlerine katkıda bulundu. Oysa burada tartışmasız iftira suçu var. Görev kötüye kullanılıyor. Suç uyduruluyor. Suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum.”
Ergenekon Davasında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Sorgusuna devam edildi
Ergenekon davasının 23 Ocak 2008 tarihli 41. duruşmasında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, yarım kalan savunmasına devam etti.
İDDİANAME EK KLASÖRLERİNDE YER ALAN “ERGENEKON ANALİZ YENİDEN YAPILANDIRMA, DEVLETİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI MASTER PLAN
Perinçek, kendisinde Lobi ve fabrikatör belgelerinin ele geçtiği iddialarına "Lobi belgesi Doğu Perinçek'ten ele geçirilmemiştir. Bulunsa da lazım gelmez. Ben parti başkanıyım. Bende her şey bulunur. Bulunsa bile fiilin faille ilişkisi olması lazım. İddianamedeki bütün Ergenekon belgeleri, bizim savunma kanıtlarımızdır. Bunları koydukları için teşekkür ediyorum. Bunların hepsinde de Doğu Perinçek düşmanlığı vardır." dedi.
Perinçek, İşçi Partisinde yapılan aramada 1167 kaset ve bunun yanında CD'lere el konulduğunu, suç unsuru taşıdığı ileri sürülen CD'lerle ilgili tutanaklarda hiçbir bilgiye yer verilmediğini belirtti.
Perinçek, "Arama tutanaklarında yer almayan ancak deliller arasına konulan, suç unsuru taşıdığı iddia edilen üç yoğun CD, anlaşılıyor ki İstanbul Emniyetinde veya Ergenekon savcılığınca üretilmiştir. Bunun da kanıtları vardır. Soruşturulması gereken de budur." diye konuştu.
Perinçek, bulunamayan ancak deliller arasına konulan 3 CD'de kendisinin sarf ettiği ileri sürülen kelimelerden birçoğunu ömrü boyunca hiç kullanmamış olmasının da bunun en büyük ispatı olduğunu söyleyen İşçi Partisi Lideri, “Lobi kelimesini kullanmam. Türkiye'de en çok gönderme yapılan bir bilim adamıyım ben. Tümden umutsuzluğun ivmesi, vizyon, konsensus, siyasi iradeler, fundamantalist gibi kelimeleri asla kullanmam. Kontra direnci, kontra teori, kontra önlemler paçalarından istihbaratçı akan kelimeler. Finanse dünyası, cahil bir adam tarafından yazılmış. 1950-1960 doğumlular arasında tek bir yazar yetişmemiştir deniliyor. Oysa çok büyük Türk yazarları var. 'Eleman profili' bende eleman da profil de olmaz" dedi.
Eski MİT Kontr - Terör Merkezi Başkanvekili Mehmet Eymür'ün Filistin'de partili 8 arkadaşını MOSSAD ajanlarına ihbar ederek öldürttüğünü ifade eden Doğu Perinçek, “Mahir Çayan'ları kim öldürttü. Mehmet Eymür. Bu MİT’in 3. adamı Sabahattin Savaşman'ın anılarında geçiyor." diye konuştu.
Perinçek, Ergenekon örgütünün belgesi olan "Fabrikatör” belgesinin, Mehmet Eymür'ün kendisi aleyhine yazdığı "Analiz" ve "Sentez" adlı kitaplarda geçtiğini belirtti. Perinçek, Ergenekon tertibi düzenleyenlerinin en büyük malzeme kaynağının Eski MİT’çi Eymür olduğunu söyledi.
“Fabrikatör” belgesinde “Perinçek, Kemalizmi savunmaz bu yalandır” yazıldığını belirten Perinçek, “Ben ve partim 40 yılını Atatürk’e verdi. Atatürk’ün Bütün Eserleri’ni bir arada topladık. Şu ana kadar 25 cilt yayımlandı. Ben çevremdeki bilim adamlarını da seferber ettim. Rus, İngiliz, ABD ve Türk Tarih Kurumu’nun saklı olan arşivlerine girdik. Bunu hiç kimse yapamadı. Katrilyonlarca imkanları olmasına rağmen hiçbir kurum bunu yapmadı, yapamadı. Bunu devlet yapmadı, TSK yapmadı. Devrimci olmayan, vatansever olmayan Atatürk’ü anlayamaz. NATO’ya giren Atatürk’ü anlayabilir mi? Dava dosyasının yükü ağır. Bizim de bir katkımız olsun. 13. ceza mahkemesinin bir kütüphanesi varsa oraya koysun" dedi.
MİT müsteşarı Emre Taner'in bir demecinde Hizbullah'ı kullandıklarını söylediğini hatırlatan Perinçek, “Ne yaptırdınız? Mevlüt mü okuttun? İnsanları betonlara gömdürtmüşler, diri diri boğdurtmuşlar. Emekliliği gelmiş. Emre Taner iyi bir insan. Vatansever ama bunları kendileri söylüyor. Biz Hizbullah'ı kullanmadık aksine ortaya çıkardık" diye konuştu.
Ergenekon davası kapsamında İşçi Partili yöneticilere yönelik suçlamalar bulunduğunu hatırlatarak Perinçek, bu suçlamaların partiye karşı yöneltilmiş durumda olduğunu, bunun için de öncelikle Anayasa mahkemesinde partinin kapatma davasının görülüyor olması gerektiğini söyledi.
Perinçek, dün basın mensuplarına dağıtılan "Görsel savunma" isimli DVD'nin mahkeme salonundaki LCD ekrandan gösterilmesini talep etti. Başkan Köksal Şengün talebi kabul etti. Bunun üzerine Perinçek, savunmasına 45 dakikalık görsel savunmasına DVD'sinin eşliğinde devam etti. Perinçek'in, Diyarbakır'da düzenledikleri mitingde traktörler üzerinde insanların Türk bayrağı sallayarak oluşturduğu konvoy görüntüleri izletti. Perinçek, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da binlerce kişiyi mitinglerde topladıklarını, bölücü terör örgütüyle dişe diş mücadele ettiklerini söyleyerek "Bunu hangi parti yapabiliyor. Hangi parti Fırat'ın öte tarafına geçiyor. Biz bunu yaptık. Bakın, halk İşçi Partisine sevgisini, damlara çıkarak gösteriyor." dedi.
SAYIN PERİNÇEK SÖZLÜ AÇIKLAMALARINA 26 OCAK 2008 GÜNLÜ DURUŞMADA DEVAM ETTİ.
Doğu Perinçek, savunmasının bu bölümünde partisinin Gladyo’ya karşı verdiği 40 yıllık mücadelesini anlattı.
1 Mayıs 1977 katliamını, belgeleriyle açığa çıkardıklarını belirtti.
Perinçek: “Darbeler yargılanıyor deniliyor. Darbe hani, girişim nerde, eylem nerde? Fakat olan darbeleri yargılamıyoruz. 12 Eylül cuntasının arkasında ABD vardı. Onu yargılayalım! Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül darbenin yavruları değil mi? Şimdi onlar, vatanseverleri yargılıyor. Vurdunuz, kırdınız, öldürdünüz, şimdi de burada sanık yapıyorsunuz! Eşref Bitlis’i öldürdünüz, hıncınızı alamadınız, şemaya koydunuz. Vurdukları adamlarsa, sanık sandalyesine oturan aynı insanlardır. Vurulan insanlardan Orhan Pamuk’a, Fehmi Koru’ya benzeyen var mı? ABD Gladyo’yu temizler mi? En fazla Gladyo’ya ihtiyacı olduğu zaman. Bunlar mı temiz toplum getirecekler? Hz. Muhammed’in hanımlarının parmağında milyarlık yüzükler mi vardı? Bunlarda vicdan yok. Görgüsüz. Bunlar mı Türkiye’yi temiz toplum yapacaklar?” dedi
MİT RAPORU’NU 1988’DE TÜRKİYE GÜNDEMİNE GETİREN BİZİZ
İDDİANAMEDE MEHMET EYMÜR “BİZ YAZDIK” DİYOR
Perinçek, MİT’i “sivilleştirme” operasyonunun, “MİT’i CIA’laştırma planının parçası olduğunu ifade etti. Arkadaşı Uğur Mumcu’yu anlatan Perinçek: “O Uğur Mumcu’yu, can arkadaşımı, ben, İlhan Selçuk öldürmüşüz. Buna ne cevap verilebilir?
Perinçek konuşmasına şöyle devam etti: “Susurluk’u biz ortaya çıkardık. Komisyon’a ilk çağırılan benim. Ben diyorum Susurluk’un arkasında ABD var. Bu Gladyo’dur dedim. Mesut Yılmaz, “bu bir adli olaydır, çeteleşmedir” dedi. Türkiye bu tecrübeden geçti. Susurluk’un olduğu zaman hükümette bakan olan Abdullah Gül, Susurluk’u kapatmaya çalıştı. “Gulu Gulu dansı” dedi. Şimdi Susurluk’u kapatan hükümetin üyesi Gladyo’nun üzerine gidiyor. Nasıl, suç işleyerek. İddianame’de Mumcu cinayetiyle ilgili bir MİT raporunu bizim düzenlediğimizi ileri sürüyor. Oysa, 1993’te RP milletvekili Şevket Kazan, bu belgeyi açıkladığını, basına dağıttığını söyledi. Ben TBMM komisyonuna bu belgenin sahte olduğunu söylemiştim. Şimdi, biz sahtecilikle suçlanıyoruz. Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993’te uçağı düştü. Biz, bilim adamlarına, subaylara sorduk. Üç şeyi saptadık. Buzlanma yok, pilotaj hatası yok, yapım hatası yok. O sırada görevde olan bir generalin üç albayın önünde yaptığı açıklama üzerine, Bitlis’in uçağını ABD’liler tarafından düşürülerek öldürüldüğünü açıkladık. Bizim tespitlerimiz, tarih tarafından doğrulandı”.
SABANCI SUİKASTI ve SUSURLUK
Doğu Perinçek, Sabancı suikastına ilişkin yazdıklarını anlattı. İddianamede, kitabında olmayan bilgilerin yazıldığını belirtti. Susurluk Komisyonunda verdiği ifadeyi özetledi. Burada, askeri müdahale tehlikesine karşı uyardığı sözlerini hatırlattı.
Perinçek: “Susurluk’u yapanlar, Susurluk’la mücadele edenleri şimdi yargı önüne çıkardılar. 1992 yılında Susurluk Konferansına konuşmacı olarak katılanlar, şimdi Ergenekon sanığı oldular! Konferansı yapanları 12 yıl sonra tutuklamışlar! Ergenekon iddianamesini Susurlukçular yazmış!
İlk Ergenekon adı da bu konferansta ortaya çıktı! onu ortaya çıkaran da biziz. Cezayir’de terör örgütü FİS’in asker kolu GIA ilişkisi olan A. Gül! Can Dündar saf yürekli mi diyelim! Susurluk’un üzerine Tayyip Erdoğanlarla gidilir mi? Bazı yazarlarımıza Türkiye halkını aldatmak düşüyor.”
Perinçek’in sorgusuna öğlen arasından sonra devam edilecek.
“TEMİZ ELLER” DİYEN ERDOĞAN HANIMININ PARMAĞINDAKİ
50 MİLYARLIK YÜZÜĞE BAKSIN
Tayyip Erdoğan’lar mı temiz eller operasyonu yapardı? Önce kendi ellerine baksınlar. Hanımlarının parmağında 50 milyarlık yüzükler. Hz. Muhammed’in parmağında, karısının parmağında böyle yüzükler var mıydı? Hz. Muhammed “Yarı aç yatın” diyor, “Yöneticiler zengin olmayın!” diyor. Bunların Müslümanlıkla da alakası yok.
ERDOĞAN, TALAT PAŞA KOMİTESİ’NE KATILAN
DÜLGER VE YALÇINTAŞ’I AZARLADI
Ermeni Soykırımı yanlına karşı Berlin’de miting düzenledik. AKP milletvekili Nevzat Yalçıntaş, CHP milletvekili Ensar Öğüt, DYP’den Nüzhet Kandemir katıldılar. AKP’den TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger’i Talat Paşa komitesi Yürütme Kurulu’nun başına getirdik.
Bunlar 2006 Ocak’ta oluyor. Şubat ayında Avrupa Parlamentosu “Talat Paşa Komitesi’ni lağvedin” diye karar aldı. Sonra Tayip Erdoğan Talat Paşa Komitesi’ne katılan AKP’lileri azarladı. “Denktaş’ın, Perinçek’în peşine takıldınız” diye. Mehmet Dülger ve Nevzat Yalçıntaş mahcup bir şekilde, “Bize partiden baskı var, gönlümüz sizinle ama biz bu işte yokuz” dediler.
İSVİÇRE’DE ERMENİ SOYKIRIMI YALANINA KARŞI
MÜCADELE EDERKEN CEMİL ÇİÇEK BİZİ ARKADAN VURDU
Ermeni Soykırımı yalanını ortaya çıkaran toplantılar, mitingler yaptık Avrupa’da.
İsviçre Adalet Bakanı Blocher, “Soykırıma karşı çıkmayı cezalandıran yasayı kaldıracağız” diye açıklama yaptı. “Yasa ayak topu oldu” diye manşetler atıyordu. Böyle olumlu bir hava oluştu. Bu sırada ben İsviçre’de yargılanıyorum. Adalet Bakanı Cemil Çiçek İsviçre’ye gitti. Görüşmeler yaptı. Sonra Blocher şu açıklamayı yaptı: “Türk Adalet Bakanı buradaydı. Kendisiyle görüştük. Bize Perinçek’in azgın bir muhalif olduğunu söyledi. Türk Hükümetinden bir tepki beklemiyoruz”. İsviçre basını yazdı. Çiçek de bu haberleri tekzip etmedi. Türkiye’nin iktidar sahipleri, bu davada biz arkadan vurdular.
SUSURLUK KONFERANSI’NIN KONUŞMACILARI
BU SORUŞTURMADA TUTUKLANANLAR
1997 Haziran’ında Susurluk Konferansı’nı topladık. Abdullah Gül’ün Bakan olarak bulunduğu hükümet, Petrol-İş Sendikası’nın salonunda yapılacak konferansı yasakladı. Bu yasak karşısında biz konferansı başka bir salonda topladık. Bakınız Konferansın konuşmacılarına: Doğu Perinçek, Ferit İlsever, Adnan Akfırat, Hikmet Çiçek, Emcet Olcaytu, Tuncay Özkan, hepsi burada tutuklu. Erol Mütercimler yine bu soruşturmada gözaltına alındı. Enis Berberoğlu, elinizdeki Ergenekon şemasında adı geçiyor. Ergenekon Soruşturması, Susurluk’un üzerine gidenleri yargılıyor burada. Ergenekon adı ilk kez bu Konferans’ta Erol Mütercimler tarafından söylendi.
KAREN FOGG’UN YIKICI FAALİYETLERİ
• Doğu Perinçek, AB’nin Türkiye Temsilcisi Karen Fogg’a karşı mücadelesini ve Fogg’un e-postalarını açıkladı. “Bu hanımefendi Türkiye’den kaçmak zorunda kaldı” dedi.
• Fogg’un istediği biçimde haberler yapan “Kör Agop Çetesi”nin, bugün de Ergenekon haberlerini yapan grup olmalarına dikkat çekti.
• Doğu Perinçek, Karen Fogg’un e-postalarının, kendilerine nasıl ulaştığını anlattı. Bu konuda yazdığı kitabı mahkemeye sundu.
• 6- 7 Eylül 1955 olayları ve benzeri olaylardan dolayı Gladyo’yu ilk yargılayan 27 Mayıs’tır. Yassıada’da Gladyo mahkum edilmiştir.
• Doğu Perinçek, partisinin ulusal ve uluslar arası etkinliklerini anlattı.
KİTLE ÖRGÜTLERİ
Doğu Perinçek, bu konuda ADD’ye karşı işlenen cinayetleri anlattı. Muammer Aksoy, A. Taner Kışlalı cinayetlerini anlattı. “ADD Genel Başkanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur, ölmekten beter duruma düşürülmüştür, bir ölmediği kalmıştır.”
ADD, Gladyo’nun aracı değil, baş hedeflerinden biri olmuştur. İddianame ise ADD, Sözde Ergenekon örgütünün aracı gibi gösterilmektedir.
• Doğu Perinçek, Kuvayı Milliye Derneği ve benzeri örgütler hakkında yazdıklarını hatırlattı. İktidar perspektifinden yoksun olmalarına dikkat çekti. Bu örgütleri, 2006 yılındaki bir başyazısında eleştirdiğini söyledi.
• Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi (VKGH)’nin Mersin mitinginde yapılan provokasyonu anlattı.
“AVRASYACILIK” SUÇLAMALARINA CEVAP
Mart 2004 “Dayan Denktaş, Uyan Türkiye” eylemi ve Ankara Ticaret Odası’nda yapılan toplantıdan bahsetti. “Bu faaliyet, 2004 yılında Annan Planı’na karşı yürütülen bir mücadeledir. O gün ben Berlin’de bir konferans vermekte olduğumdan dolayı bu toplantıya katılmamıştım. İddianame, “ darbe toplantısına katılmayarak kendini gizledi” diyor. Katılmayınca, “kendini gizlemek için” diyor!
2. Avrasya Konferansı’na (2004) Avrasya ülkelerinden 48 tane partiyi ki bunlardan 8 tanesi iktidar partisidir kattık. Kendi ülkemizdeki iktidarlarla boğuşarak bu faaliyetleri yürüttük.
“4-5 Aralık 2004 tarihinde Gazi Üniversitesi’nde Avrasya Toplantısı yapıldı. Bu toplantıya Süleyman Demirel, Rauf Denktaş, Tuncer Kılınç, Şener Eruygur, Putin’in danışmanlarından Aleksander Dugin ve Doğu Perinçek katıldı. Bu da gösteriyor ki, vatan savunması nerdeyse, Ergenekon sanıkları ortaya çıkıyor !”
Dava dosyasında, benim ve diğer İşçi Partisi yöneticisi olan sanıkların yer alan telefon konuşmaları, benim aynı zamanda savunma kanıtlarımdandır. Hepsini kabul ediyorum. Hiçbirine itirazım yoktur.
MİLLİ KUVVETLER VE DARBE İDDİASI
“İddianamede “darbe örneği” olarak bir tek cümle, bir tek somut kanıt gösterin. Hiçbir kanıt yok. Ben TSK müdahaleleri ile Türkiye’ye bir çözüm gelmeyeceğini çok iyi bildirim. ‘Milli Kuvvetler’in ne olduğunu her yerde saymışız. Kastımızın TSK olmadığı çok açık”.
Perinçek, partisinin milli kuvvetleri birleştirme girişimini anlattı. “Ecevit’in yolladığı mektubun anlamını şimdi çözdüm. Ecevit’lerin, 8. Cumhurbaşkanı Sezer’in önüne Türkiye’de bir darbe planı var diye şemalar götürülüyor. Tuncay Güney’den elde edilen bilgi ile şemalar yapıldı. Tayyip Erdoğanların iktidara getirilmesi için kullanıldı. Orgeneral Kıvrıkoğlu’nun Orgeneral Özkök’ün genelkurmay başkanı olmasını önlemek için girişimleri bu tertiple önlenmiş. İki DSP’li bakan Ecevit’in önüne rapor kondu diye söylediler. Onları ikna edebilirsek, tanıklık yapmaları için mahkemeye getireceğiz.”
İDDİANAMEDE ORDU DÜŞMANLIĞI
Perinçek, İddianame’deki Ordu düşmanlığını somut örneklerle açıkladı. “Niye koyuyorsun, ne alakası var, niçin konuyor? Kıvrıkoğlu, Büyükanıt sanık mı? Sırf gazetelere geçsin okunsun diye… Tuncay Güney’e ne yazdırıldıysa, ne öğretildiyse İddianame’ye konulmuştur. İddianame görevini yapmıştır. İsterse herkes beraat etsin. Bu iddianame Türk Ordusu’na karşı bir psikolojik savaş cephaneliğidir. Türkiye düşmanları yüzyıl bu iddianameyi kullanacaklardır. Nitekim kullanmaktadırlar.
HSYK VAHİM HATA YAPMAKTADIR
Bu savcıları bu makamda tutan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da vahim hata yapmaktadır. Türk Ordusunu yıpratmak suçtur.
EMNİYET PERİNÇEK’E SORULAN KOMUTANLAR
Emniyet’te Doğu Perinçek’e Org. İsmail Hakkı Karadayı, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, Org. Çevik Bir, Org. Şener Eruygur, Org. Hurşit Tolon, Tümg. Doğu Silahçıoğlu, Korg. Hasan Kundakçı, albaylar, yarbaylar, genç subay ve öğrenciler…
HER DARBE, ORDUDA TASFİYEDİR
Aktüel dergisinde yazılanlar komutanlar terfi etmesin diye hedef alınmıştı. Ancak terfi ettiler.
12 Mart, Sunay-Tağmaç darbesidir ama aslında orduya darbedir! 1500 subay ordudan atıldı.
12 Eylül Evren darbesinde de orduya, vatansever, nitelikli 2000 subay ve askeri öğrenci atıldı.
Bugün de benzer tasfiye operasyonu sürüyor. Tümg. Reha Taşkesen istifa ettirildi. İsmini vermeyeceğim değerli bir korgeneral emekli oldu.
TÜRK ORDUSU’NA SAHİP ÇIKMAK DA
SUÇ KANITI SAYILIYOR
Org. Yaşar Büyükanıt’a “Türk Ordusu suç örgütü değildir” dedirten bu iddianamedir.
Telefon konuşmamızda “Türk Ordusuna yıpratma kampanyası başladı. Kim gelse yıpratacaklar” diyoruz… Türk Ordusu’na sahip çıkmak da suç kanıtı sayılıyor.
ÇAMURLA SAVAŞMAK
Türk Ordusu, bazuka, top, tüfekle savaşmayı öğrenmiş, çamurla savaşmayı değil! Bu İddianame, CİA-MOSSAD güdümlü Türk Ordusu’na çamur atma faaliyetidir.
Ergenekon davası vatanseverlikten hesap sorulan bir davadır.
Sabah gazetesinde, kahraman gazi albay “mermiye kafa atan” diye tanımlanıp, kahramanlardan fareler, tahtakuruları diye söz ediliyor.
ARAMA TUTANAKLARI
Arama tutanağında terör eylemlerine kanıt diye gösterilen üç CD var. Bu üç CD arama tutanağında yok. Bizim başka güvencemiz yok. Arama tutanağında olmayan CD’nin çuvallara İstanbul’da konulduğunu tahmin ediyoruz.
21 Mart’ta İşçi Partisi’nde 1037 CD’ye el konuluyor. Çuvallar aynı gece İstanbul’a geliyor. 22 Mart sabahı bu CD’leri getirip, nasıl Doğu Perinçek’e soruyorsunuz? Bu davada şunu anladım: Yarbayın evine bomba konuyor, polis müdürü kroki çiziyor, filan… Bu soruşturmanın ruhunu bize yapılan uygulamalardan anladım. Tamamen provokasyon!
İŞÇİ PARTİSİ SUİKAST YAPMAZ
CD’de ne var? Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a suikast! İşçi Partisi Genelkurmay Başkanı’na suikast yapmaz. Siz yaparsınız Sayın Başkan, ama Doğu Perinçek yapmaz. Ben Yargıtay’a suikast yapmam. Ben Yargıtay çocuğuyum. Babam öldüğünde cenazesini Yargıtay’dan kaldırmak istedik. Hâkimlik bizim hiyerarşimizde en üst sırada. Milletvekilliğinden de üstte.
NOTLAR
• Eski Ceza Kanununun 141. Maddesinin bir namusu vardı. Tutarlılığı vardı. Kanunlar yanlış ama cezalar doğruydu.
• Fiille fail arasında bir uyum olması lazım. İddianame soruşturma makamları açısından da bir felaket. Şüphe sanığın lehine yorumlanır. Şüpheden İddianame olur mu?
• Şu arkamızda kalan döneme bakalım: Hep Atatürkçüler öldürüldü! Bir tane Orhan Pamuk, Fehmi Koru var mı, bir tane Amerikancı var mı?
• O Vali (İstanbul Valisi Erol Çakır) geleceği görmüş, Ramazan Akyürek’in siciline “Fethullahçı. Dikkat edilmeli” diye yazmış
• Dev-Sol benim can düşmanım. Ama Dev-Sol’u yönetiyormuşum.
• Mahkeme kararı mı dezenformasyon? İddianamenin yaptığı dezenformasyon.
TUNCAY GÜNEY TUTUKLANMALIDIR!
(27 Ocak 2009)
Sorgusu devam eden Doğu Perinçek, konuşmasına delillerin genel değerlendirmesiyle başladı. “İddianame’nin temel dayanağı Tuncay Güney Mülakatı’dır. Şimdi görevler değişti. Savcılar mülakat yapıyor, gazeteciler iddianame yazıyorlar.” dedi.
TUNCAY GÜNEY GETİRTİLMELİ VE TUTUKLANMALIDIR
Perinçek konuşmasına şöyle devam etti: “Tuncay Güney, Kanada’dan getirtilmeli ve derhal tutuklanmalıdır. Ben Tuncay Güney’le hiç bir biçim ve zamanda görüşmedim. Tuncay Güney’in İşçi Partisi’ne, Aydınlık’a, Ulusal Kanal’a sızması kesinlikle sözkonusu değildir. Mülakatında sorgucuların ısrarlı soruları karşısında, bizim hücre usulü çalıştığımızı, haber kaynaklarımızı öğrenemediğini söylüyor. Tuncay Güney düzeyinde bir adam içimize sızamaz. Olsa olsa Ethem Sancak, Cengiz Çandar gibileri sızmak için gönderilebilir. Onları da tespit ederiz. Ama getirdikleri bilgilerden yararlanmak için göz yumarız. Tüm gazete ve televizyonlar bunu yapar. Tuncay Güney, Doğu Perinçek’le ilgili sahte mektupları Sami Demirkıran’la birlikte hazırlamıştır. Tuncay Güney bize düşmandır. Bunu belgeleriyle kanıtlıyoruz. Tuncay Güney möülakatında Ergenekon’un üyesi olmadığını söylüyor. Örgütü isim isim, arkasında kimler olduğunu bilmediğini söylüyor. Ama ardından çekirdek kadronun isimlerini sayıyor... Uydurmalarını sorgumun başında anlattım, tekrar etmiyorum. Komutanları kendisine benim söylediğimi söylüyor. Görüşmediğim, haber kaynaklarımıza ulaşamamış, içimize sızamamış, ne olduğunu tespit ettiğimiz bir adama bu bilgileri anlatmışım. Uydurma!”
K.IRAK’A YAPILAN İŞ ADAMLARI GEZİSİ
Perinçek, K.Irak’a yapılan bir iş adamları gezisine İşçi Partisi üyesi Bayram Yurtçiçek’in de katıldığını, gezinin sonunda Yurtçiçek’in kendilerine bir rapor verdiğini belirterek: “Raporda Tuncay Güney’in görevli olduğunun anlaşıldığını, bunun muhataplar tarafından da anlaşıldığını, özel sohbetlerde İşçi Partisi’ne düşmanlığını ortaya koyduğu, Fethullah hocayı ve Amerikayı savunan sözler sarfettiğini yazdı. Şimdi tüm olumsuz niteliklerini bildiğimiz bu karanlık adamla İşçi Partisi ve liderlerinin aynı örgütte olmaları mümkün mü? İddianameye göre İşçi Partisi ve yöneticilerinin Ergenekon örgütü ile bir tek bağı var o da Tuncay Güney! Mülakatında işlevinin Aydınlık’tan haber alıp götürdüğü, Aydınlık’ı yönlendirmesinin söz konusu olmadığı ortaya çıkıyor!” dedi.
TUNCAY GÜNEY KİMDİR?
“Mısır’lı bir bakan Tuncay Güney’in MOSSAD’la ilişki içinde olduğunu açıklamış, Batı’lı devletler de bunu teyit etmişlerdir. Güney’in, Fethullah hocanın özel kalem müdürlüğünü yaptığı sırada, CIA-MOSSAD’ın MİT içindeki adamı olan Mehmet Eymür’e bilgi verdiği bilinmektedir. Tuncay Güney, Mehmet Eymür’ün adamı olarak piyasada arz-ı endam etmektedir. Güney, Eymür’ün başında olduğu ve sonradan lağvedilen MİT Kontr-Terör Dairesi’ne bağlıdır.
1990’ların sonlarında Güney’in çok yönlü ilişkileri olduğu anlaşılmaktadır. MİT, polis, askeri vb istihbarat örgütleriyle ilişki içindedir. Hanefi Avcı, Bülent Orakoğlu gibi bu tertibin arkasındaki merkezin içinde yer alan kişilerle de ilişki içindedir.
Güney’in Şubat 1999’da ABD’den aldığı 10 yıllık vize, oturma izni, Green kart O’nun Amerika’yla ilişkisini de kanıtlamaktadır. Temmuz 2000’de ABD’ye götürülen Güney, oarada kalmış, eğitilmiş, green kart verilmiştir. Amerika ancak kendisine özel hizmetler yapan, tertiplerinde klulandığı kişilere bu kadar uzun süre vize verir.
Güney’in evinde yapılan aramada elde edilen malzemelerden sürekli yasa dışı işlerle uğraştığı anlaşılmaktadır. Bunlardan biri de 1998’de benimle ilgili yazdığı sahte mektuplardır.”
SAHTE MÜSLÜMAN, GERÇEK DOLANDIRICI!
Tuncay Güney, Sabetayistim diyor: Sahte! Amerikaya gidip Hiristiyan oldum diyor: Sahte! Sonra Musevi oldum diyor: O da yalan! Sahte! Ama GERÇEK DOLANDIRICI! GERÇEK TERTİPÇİ!
TUNCAY GÜNEY 2007 SONUNDA TÜRKİYE’YE GELDİ
Tuncay Güney’in mahalle arkadaşı olan Nevzat adlı bir arkadaşımız, O’nu 2007 Aralık sonunda, 2008 Ocak, Şubat, Mart aylarında İstanbul’da komşu olarak oturdukları mahallede defalarca görmüştür. Bu tarihlerde Türkiye’ye getirtilip, tertipte, soruşturmada görevler verilmiştir.
ÇOCUKLARIMIZI SOKAĞA ATMIŞIZ
Tuncay Güney, Türkiye’nin ayıbıdır. Devlet Denetleme Kurulu resmi raporlarına göre bir milyon çocuk sokaklarda yaşıyor, suç işletiliyor, ırzlarına geçiliyor... Tuncay Güneyler böyle yetiştiriliyor.
MÜLAKATI NASIL YAPILMIŞ?
Tuncay Güney’le mülakat yapan polis ekibinde yer alan polis şefi Ahmet İhtiyaroğlu’nun açıklamaları, Güney’in anlatımlarının uydurma, bir tertibin parçası olduğunu göstermektedir. Mülakatta sorulan sorular da bunu kanıtlamaktadır. Soruların önemli bir kısmı bir kurgunun parçası ve yönlendirici. Aynı dönemde Ümit Oğuztan’la yapılan mülakatta da aynı yönlendirmeler var. Oğuztan’a ‘üçgeni kur’ diyerek baskı yapılmıştır.
GÜNEY’İN TV’LERDEKİ GAFLARI
Tuncay Güney, M. Ali Birand’ın programında savcıların kendisinden tanık olmasını istemediklerini ağzından kaçırmıştır. İddia makamı Güney’i getirmek istemiyor.
GERÇEK MÜLAKAT KASETLERİ GİZLENİYOR
Mülakat kasetleri uzun uğraşılarla zar zor gelebildi. Bunun bir anlamı var. Kaset gizlenmek istendi. Bu kasetler bizim kanıtımızdır. En sonunda gelen kasetler gerçek kasetler değildir. Gerçek mülakat kasetleri ‘miniDV’ adı verilen kasetlerdir. Gelen kasetlerde montaj ve kesintiler olduğunu tespit ettik. Bunun nedeni bazı bölümlerin yok edilmek istenmesidir.
SANCAK, YAZICIOĞLU ve GÜLEN BÖLÜMLERİ GİZLENİYOR?
Fethullah Gülen, Ethem Sancak, Muhsin Yazıcıoğlu’yla ilgili bölümler kasetten çıkarılmıştır.
Ethem Sancak’ın ifadesini alan savcılar kendisine Tuncay Güney mülakatında adının geçtiğini belirtmişlerdir. Neden? 2002 yılına kadar benimle gelip görüşen Ethem Sancak karşı tarafa kapak atınca mülakattan çıkarılıyor. Yine Tuncay Güney televizyon programında Muhsin Yazıcıoğlu’ndan özür dilemiş, işkence altında kendisi hakkında ifade verdiğini belirtmiştir.
SAVCILIK 2001 DE MÜLAKATI ÇÖPE ATMIŞTI
Mülakat zamanın İstanbul DGM Başsavcısı Aykut Cengiz tarafından ciddiye alınmamış ve soruşturma açılmasına gerek görülmemiştir. aradan 7-8 yıl geçtikten sonra yeniden piyasaya çıkarılmıştır.
ZEKERİYA ÖZ: SORUŞTURMANIN MERKEZİNDE İŞÇİ PARTİSİ VAR!
Savcı Zekeriya Öz, 23 Temmuz 2008 günü ATV ana haber bülteninde yayımlanan açıklamasında “Ergenekon’un merkezinde İşçi Partisi var!” demiştir. Bir savcı bunu söyleyebilri mi? Bunu söyleyen kişi savcılık makamında oturmaya devam edebilir mi? Bu kanunsuzluğu Sayın Mahkeme değerlendirecektir.
TERTİBİN BAŞROLÜNDE MEHMET EYMÜR VAR!
Dava dosyasında aleyhime konuşan bir-iki kişi var. Bunlardan biri de tertibin başında yer alanlardan Mehmet Eymür’dür. Mehmet Eymür rezil olacağını bildiğpinden tanıklıktan kaçmıştır. Yaptığı açıklamalarda sanıklar arasında yalnız İşçi Partililer hakkında menfi bilgisi olduğunu söylemektedir. Böylece diğer sanıklara mesaj vermekte, sizle işim yok benim derdim Perinçek ve arkadaşları demektedir. Mehmet Eymür kendi görev alanına girmemesine rağmen Perinçek ve grubunu izlediğini defalarca söylemiştir. Mehmet Eymür kim? Kanundışı işler yapmış ve iki kez MİT’ten atılmış!
MEHMET EYMÜR’ÜN İŞÇİ PARTİSİ DÜŞMANLIĞI
Eymür benim Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olduğumu söylüyor. Oysa ben Hukuk Fakültesi mezunuyum. Büyük istihbaratçı bunu bile bilmiyor!
Almanya’da geçirdiğim iki yılda ne yaptığımın bilinmediğini iddia ediyor. Ben Almanya’ya dil öğrenmek amacıyla gittim, 6 ay kaldım. Bu dönemde gazete dağıtıcılığı, fırın işçiliği yaptım. Gothe Enstitüsünü bitirdim. 1963’de 4 ay, 1967’de 3 ay kaldım.
KONTGERİLLA İLE SAVAŞTIĞIMIZ İÇİN BURADAYIZ
Biz kontrgerillayla, galdyoyla savaştığımız için buradayız. Mehmet Eymür, Doğu Perinçek’i öldürmek için çeşitli düzenlemelerin içine girmiştir. Bunu Yargıtay Başkanı Sayın Eraslan Özkaya da açıkladı. Mehmet Eymür’ün Doğu Perinçek’e suikast düzenleyeceğinin kendisine söylendiğini basına açıkladı. Doğu Perinçek’e yönelik Eymür merkezli üç kez suikast hazırlığı yapıldığı ortaya çıkmıştır.
Metmet Eymür ve Şenkal Atasagun grupları arasında bu suikast konusunda internet sitelerinde tartışmalar olmuştur.
EYMÜR’ÜN BİLGİ NOTU
Mehmet Eymür’ün bilgi notunda bizimle ilgili bir suçlama yok. Yalnız görevi olmadığı halde İşçi Partisi ve Perinçek hakkında çalışma yaptığını itiraf ediyor.
Eymür tertibin içinde. 4 Haziran 2000’de ATİN sitesinde Tuncay Güney’i tehdit eden bir yazı yayımladı. Tuncay Güney mülakatta “Eymür bana mesaj verdi. Seni bertaraf ederim” dedi diyor.
FEHMİ KORU’NUN TEHDİDİ
6 Haziran 2000’de Fehmi Koru yazısında, Tuncay Güney’e “yılın gazetecisi olacaksın” diye tehdit içeren mesaj gönderdi. Tuncay Güney bunun üzerine Temmuz 2000’de Amerika’ya gidiyor, green kart başvurusu yapıp, alıyor...
EYMÜR’ÜN EN BÜYÜK KAHRAMANLIĞI
Mehmet Eymür’ün en büyük kahramanlığı, Turgut Özal’ın damat adayı Asım Ekren’i kaçırma eylemidir.
EYMÜR, CİA-MOSSAD İLİŞKİSİ
Eymür’ün bütün hayatı CIA ve MOSSAD’la birlikte Türk Ordusu’na karşı faaliyetle geçmiştir.
İNGİLİZLERLE İLİŞKİ
Eymür döne döne “12 Mart’ta Perinçek’in İngilizlerle ilişkisini saptadık” diyor... Bunun tek delili olarak 12 Martta bizimle birlikte yargılanan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Cahit Düzel’in üniversite lojmanında bir İngiliz öğretim üyesi ile kalmasını gösteriyor.
EYMÜR: PERİNÇEKLER KONTRGERİLLAYI AÇIĞA ÇIKARDI
Eymür, bizim kontrgerillayı ortaya çıkardığımızı söylüyor. Bunlar bizim başarılarımız. Şimdi bu bilgileri vatanseverlere karşı kullanıyorlar.
MİT’İ CIA’LAŞTIRMAYA ÇALIŞANLAR BİZİ SUÇLUYOR
Güngör Mengi röportajında Hiram Abas şöyle diyor: “Bunlar yayınlarıyla MİT’i pasifleştirdiler” diyor.
Kontrgerilla’yı kuranlar, sivilleştirme adı altında MİT’i CIA’laştırmaya çalışanlar bizi suçluyor. Neden biz onların suçlarını ortaya çıkarmışız. Yasal sınırlar içine çekilmelerini sağlamışız.
Bizim bu davadan yargılanmamız NATO güdümündeki Gladyo’nun isteğiyledir.
MEHMET EYMÜR’LE RÖPORTAJ
Genel Başkan Yardımcımız Hasan Yalçın bir gün Mehmet Eymür’ü aradı, “ gel bizim ne dış bağlantımız varsa açıkla” dedi. Tarihi bir mülakat yaptı.
HY- Buyurun sorun.
ME- Çok ağır ithamlar var.
HY- Yazdıklarımızın hepsinin yanlış olduğunu söylemiyorum dediniz.
ME – Söylemiyorum.
Hasan Yalçın ısrarla bizim dış bağlantımızı açıkla diye sıkıştırıyor.
HY- Yabancı güç dediğiniz Ebu Firas oluyor.
ME- Tabii.
HY- Filistin’i koruruz. Filisrtin mazlum bir halk. Emperyalizme karşı Filistin’in yanındayız.
Eymür bu görüşmede, bizim ABD ve Sovyetler Birliği ile ilişkimiz olmadığını kendi ağzıyla söyledi. Bizi, yabancı bağlantımızın Filistin Kurtuluş Örgütü ile ilişkili olmakla suçluyor.
FİLİSTİN HALKI KARDEŞİMİZDİR
Filistin ile ilişkilerimizle iftihar ediyoruz. Filistin halkı bizim kardeşimizdir. Hasan Yalçın’ın bu röportajını mahkemeye arz ediyorum.
İŞTE EYMÜR’ÜĞN ADAMLARI: MEHMET ZEKERİYA ÖZTÜRK
Gözaltına alındığımızın ertesi günü Star Gazetesi’nde, “Öztürk, Perinçek grubunu fişlemiş” diye yazdı.
Sonra Milliyet M. Zekeriya Öztürk’ün ifadelerini, “Perinçek’i gözaltına aldıran ifade” diye yazdı.
Bir kalıp halinde gazetelere verilmiş aynı haber.
M. Zekeriya Öztürk’ü bize yollayan kuvvet, bunları söyleyeceksin demiş. O birisi kim? Öztürk’ün bilgisayarından çıkan bir mektubu okuyor, Perinçek. “Sayın hocam” diye hitap ediyor bu mektupta.
Ulusal Kanal’a bir kurum tarafından yollandığını anlatıyor, bu mektupta M. Zekeriya Öztürk.
Perinçek, dava dosyasında bulunan Zekeriya Öztürk’le ilgili ikinci belgeyi okuyor. Öztürk burada, “ABD Büyükelçiliğiyle görüşüyorum” diyor. Burada Öztürk, “ABD elçiliğiyle ilişkilerim Türk ajanlığı şeklinde değildir”, “Elçiliğin sınırsız güveni tamdır” diyor.
İşte Eymür’ün adamları !
T. Güney ve M. Zekeriya Öztürk !
Eymür kiminle çalışsa ABD bağlantılı.
GİZLİ TANIK DİLOVASI
Üçüncü gizli tanık “Dilovası” 68’i anlatıyor.
Deniz’i, Mahir’i de rahmet anıyorum. 68 hareketi yasal, barışçı, gençlik kitlelerini kapsayan bir harekettir. Banka soygunları, adam kaçırmalarla ilgisi yoktur. Dilovası bunları söylüyor. Şerefle kabul ederim.
68’le, 71 farklıdır. Bu ikisi kasıtlı olarak birbirine karıştırılır. Hepsini uyardım; Deniz’i de, Mahiri de uyardım. Halkla birleşmeden olmaz, maceracılıkla olmaz diye…
Dilovası da bunları anlatıyor.
Gizliliği kalmayan gizli tanık Hüseyin Tatlıdil de… Tuncay Güney gibi.
TELEFON KONUŞMALARI
Telefon konuşmalarımız yüzlerce sayfa. Hepsini kabul ediyorum. İftihar ediyorum. Hiçbirine de yasa dışı dinlediniz, hukuka aykırı dinlediniz vb diyerek itiraz etmiyorum.
1971’den bu yana MİT’in bütün delillerini de kabul ediyorum
Yasadışı toplansın ama yeter ki doğru olsun.
ÖRGÜT YOK
Devletin bütün kurumları Ergenekon Terör Örgütü yok diyor. Böyle bir örgütü kimse icat edemez. Bu salonda örgüt yok. Sadece İşçi Partisi var. Kimse böyle bir örgütü zihninde kuramaz. Ortak ideoloji yok! Gizli terör örgütünde çok dar, çok sıkı, bağnazlık düzeyinde ideolojik bağlantı olacak. Böyle bir şey yok. Veli Küçük’le aramızda bağlantı yok ki; “açık” olsun!
Bu yalanlar uydurulurken mesleki dürüstlük feda ediliyor!
İlhan Selçuk son elli yılın en değerli yazarlarındandır. Pırıl, pırıl. İnşallah böyle dedim diye korkmuyordur!
Bunca tecrübeden geçmiş insanlar, bu zırva örgütün yöneticisi olacak.
Bu söylediklerim Kemal Alemdaroğlu için de geçerlidir.
Tarih yargılayacaksa, örgüt kurmadılar diye eleştirilecekler. Bizim örgütüm var. Atatürk hep teşkilatlı ve teşkilatçı olmuş. Teşkilat bugün yasal partidir: İşçi Partisi’dir.
Gizli toplantı olarak İddianameye yazılan İbrahim Benli’nin evindeki toplantıya, opera sanatçıları, aydınlar katılmış, şarkılar söylenmiş, dans edilmiştir. Bu toplantıda tek bir illegal faaliyet eşim Şule Perinçek’in dans bittikten sonra izleyenlerin alkışlaması üzerine beni öpmesidir.
Örgüt yok!
İlişki yok!
Kimse böyle bir örgütü satamaz.
Şemada Şevket Sabancı’nın adı da var. Hani nerede Şevket Sabancı? Ya bu işi ciddiye alacaksınız ya da bizi bırakacaksınız.
Bizi tutarak insanları tavşan haline getirdiniz. Aslan yürekli gazeteciler, şimdi tavşan yürekli oldular.
Böyle bir örgüt olur mu?
Bu şemaya şimdi kimse sahip çıkmıyor.
Evet bir örgüt var: Zekeriya Öz, Sami Demirkıran, Tuncay Güney, Zekeriya Öztürk ve Osmanım… Bu dava dosyasından bunlardan örgüt çıkar, başka çıkmaz!
Evet bir örgüt var; O da İşçi Partisi. Zekeriya Öz, “hedefte İşçi Partisi var!” diyor. O halde burada İşçi Partisi’ni kapatma davası görülüyor.
SORUŞTURMAYA “ERGENEKON” ADI VERİLMESİ
Ergenekon ismi bu davaya kasıtlı olarak verilmiştir. Tertipçilerin bu davaya Ergenekon ismini vermeleri anlamlıdır. Ergenekon destanının kahramanı toplumdur. Halk kahramanlığı! Başına geçen ise adını bile bilmediğimiz demirci... Bu isim kabul ettirilememiştir. Genelkurmay yazışmalarında bu ismi kullanmamaktadır. Bir terör örgütü kendisine “Hz. Muhammet Tugayları” dese, biz onu Hz. Muhammet Terör Örgütü diye mi anacağız? Veya Atatürk adıyla kurulsa, Atatürk Terör Örgütü mü diyeceğiz. İddianamenin ruhu, daha başlığından kendisini ortaya koymaktadır.
İSTANBUL BAŞSAVCISININ AÇIKLAMASI
İddianamenin kamuoyuna ilk sunuşunu İstanbul C. Başsavcısı Aykut Cengiz Engin tarafından yapılmıştır. Bu açıklamadan anlaşılan:
Başsavcı bu soruşturmaya sahip çıkmamaktadır. “Bu soruşturmayı o savcılar yaptı, iddianameye Başsavcı vekili imzaladı, ben imzalamadım” diyor. Kurumsal bir felaket. Başsavcı iddianamenin şahsi sorumluluğunu üstlenmiyor.
Başsavcı “tutukluluğun devamının sorumluluğu bize ait değildir” diyor. Yani “tutuklamayla da ilgimiz yok” diyor.
“Bildiğimiz klasik terör örgütü değil” diyor. “Basındaki yayın ve yorumların çok büyük bir bölümü gerçek dışı” diyor. Ama o yayınların hepsi iddianameye yazılmış. İstanbul C. Başsavcısı bu iddianamenin çok büyük bir bölümünün gerçek dışı olduğunu kabul etmiş oluyor.
Başsavcı “bilgi kirliliği yaratıldı” diyor. Bilgi kirliliğini kim yaptı o zaman? Ya savcılar ya da polis...
Başsavcı “şüphelilerin özel yaşam ve temel hakları ihlal edildi” diyor. Bu suç. değil mi? Suç! Başsavcı böylece “benim emrimde çalışanlar insanların özel yaşamlarını ve temel haklarını ihlal ettiler” diyor.
Cumhurbaşkanı Demirel’den, bir çok yazar, şahsiyet bu soruşturmanın arkasında dış güçler var diyorlar. Başsavcının açıklamasında bir tek bu eksiktir. Bunu da başsavcı söyleyemez.
Başsavcının bu basın açıklaması bu iddianame hakkındaki en güzel değerlendirmedir. Aynen katılıyoruz.
Başsavcının önüne üç kez Perinçeklerin tutuklanması talebi geldiğini ve her seferinde “olmaz, yanlıştır” denilerek reddedildiğini biliyoruz.
İddianamenin delilleri Tuncay Güney’in beyanları, Atatürk’e alçakça “İngiliz piçi” diyen Osmanımlar... Bu iddianamenin seviyesini de ortaya koymaktadır.
İddianameye savcılar ekibinin yazmış olması düşünülemez. Çok sayıda kişinin ayrı ayrı yazdıkları anlaşılmaktadır. Çok sayıda, 10 kere, 15 kere, 20 kere tekrarlar var. Bu iddianameden tekrarları çıkarın bir kaç yüz sayfaya iner. İddianamenin 2455 sayfa, 400 küsru klasör olarak ortaya koymak kasıtlıdır. Boğmak amaçlıdır.
İddianamenin dili de savcılar tarafından yazılmadığını ortaya koymaktadır.
İddianame toplumu terörize etmek amaçlıdır. Korku yaratmıştır, koca koca komutanları bile korkutmuştur.
F SAVCILARI
F Savcıları, dedik suç duyurusunda bulunuldu. Savcılar, nerede Fethullah denilmişse oraya yöneliyorlar. Emniyet ve savcılıkta nerede Fetullah nerede Ramazan Akyürek varsa hep bunlar soruldu. Size ne Ramazan Akyürek’ten! Bakın haklı çıktık, hakkında soruşturma açıldı. Ramazan Akyürek’in sicili belli. Bu sicil
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Doğu Perinçek'in Ergenekon Savunması (1)
23/1/2009 · Kategori: Dokumanlar
| ||||
| İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na Dosya No: 2008/209 Konu: Sorgu özeti I GİRİŞ KARANLIK BIRAKILAN TEK NOKTA KALMAYACAK! Sayın Başkan, Sayın Yargıçlar, İşçi Partisi Genel Başkanı ve yöneticileri hakkında karanlık kalan tek nokta bırakmayacağız. Suçlamalarla ilgili aydınlatılmayan, çürütülmeyen, eksik kalan, bulanık kalan tek bir nokta görürseniz, lütfen sorunuz. İddia kürsüsünde oturanlar da sorsunlar. Ceza Yargılaması Hukuku’na aykırı sorular da sorsunlar. Avukatlarıma rica ediyorum itiraz etmeyecekler. İddia sahipleri, yasadışı kanıtlarını da toplasın getirsinler. Gizli dinlemelerini, sinsi gözlemlerini, gelmiş geçmiş bütün raporlarını getirsinler. Hepsi, onların suçunu kanıtlayacaktır. Zaten tepeden tırnağa yasadışılığa ve suça batmış durumdalar. Halkın önünde her şeyi açıklamaya hazırız. Bu Ergenekon tertibini bütün boyutlarıyla, Türkiyemizi hedef alan bütün derinliğiyle kulağından tutup kamuoyunun önüne çıkaracağız. Tertibin suçlularını yargılayacağız burada! Sorgumun sonunda soruları bekliyorum. Sorun ve bu işi burada bitireceğiz! Ertelenmesi, Türkiye’ye karşı suç olur. TUNCAY GÜNEY YOKSA ÖRGÜT DE YOK Bu davanın iskeletini, omurgasını, çekirdeğini Tuncay Güney kurmuştur. Bu davaya ille bir isim takılacaksa, “Tuncay Güney Davası” demek yerinde olurdu. İddianamenin omurgasını, 1. Tuncay Güney ile 2001 yılında yapılan Mülakat, 2. Tuncay Güney’in Mülakatı’na dayanılarak yapılan şema, 3. Tuncay Güney’in polise verdiği belge çuvalı oluşturmaktadır. Çekin bu omurgayı, İddianame bir et yığını gibi yığılır kalır. Tuncay Güney’i çıkartınız bu dava dosyasından — Örgüt kalmaz! Örgütü kuran, temeli atan, çekirdeğini tayin eden, yöneticilerini atayan, bağlantıları ören, olayları imal eden, özetle senaryoyu kurgulayan, televizyon ekranlarına baktığınız zaman, hep Tuncay Güney. Bu İddianame’de Tuncay Güney’in adı 487 kez geçiyor. Rakipsiz bir numara! Meczup yok! Oval ofis var! Tuncay Güney, görünüşte “Asrın Örgütü”nü kurmuş. Mülakatı’nı izleyen çok yüksek ve seçkin şahsiyetler, bu adam “meczup” diyor. Söyledikleri “deli saçması” , “kepazelik”, “rezillik”, “hokkabazlık” diye niteleniyor. İşte en büyük yanılgı buradadır. Bir meczup, bir hokkabaz Türkiye’yi parmağında oynatabilir mi? Bir millet, deli saçmalarıyla makaraya sarılabilir mi? Savcılıklar, tutuklama makamları, bir meczubun esiri haline düşer mi? Bir meczubun şemasını MİT resmi belge haline getirip 2002 yılından itibaren devlet içindeki darbe ve tertiplerde kullanır mı? İddianame, Tuncay Güney’in eseri! Tutuklanmalar, Tuncay Güney’in talimatı! MİT şeması, Tuncay Güney’in kurgusu! Bu işler, bir meczubun işleri değil! — Kasette izlenen “deli saçmaları”nı kim İddianame haline getirmiş? — Savcı Zekeriya Öz ekibi! O zaman kasette izlediğiniz Tuncay Güney, Zekeriya Öz olmuş. Peki, 2006’da kim “Ulusalcı dalganın üzerine gidin” fetvasını vermiş? — Fethullah Hoca! Bu durumda kasetteki Tuncay Güney, Fethullah Hoca’nın ta kendisi oluyor! — Kim önüne konan Tuncay Güney Mülakatı’ndan üretilen görüntüleri izledikten sonra, delillendirin, savcıları bulun, onları tutuklayın talimatı vermiş? — 2006 yılı Mayıs ayında Tuncay Güney Abdullah Gül olarak sahneye çıkıyor! Bakınız Tuncay Güney, Abdullah Gül kimliğiyle karşımıza çıktı. — Kim ben Ergenekon Davasının savcısıyım diye göğsünü gere gere son görevini açıklamış? — BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan. Meğerse BOP Eşbaşkanı, Tuncay Güney’den başkası değilmiş. — Peki, kim BOP Eşbaşkanı’na bu onurlu görevi vermiş? — ABD Başkanı Bush, 5 Kasım 2007 günü Beyaz Saray Oval Ofisi’nde. İşte meczup dediğimiz, Tuncay Güney’in kökünü bulduk. Tuncay Güney, “Ulusa Sesleniş” konuşmasını aslında Oval Ofis’ten yapıyor. SAVCILARIN İTİBARLI, GÜVENİLİR, SAMİMİ DAYANAĞI TUNCAY GÜNEY Kimileri Tuncay Güney’i abarttığımızı düşünebilir. Gerçeğe bakalım! Savcı Zekeriya Öz, Genelkurmay Başkanlığı’nın, Jandarma Genel Komutanlığı’nın yolladığı yazılara itibar etmiyor, onları samimi bulmuyor, hatta onları suçlu olarak görüyor. Ama Tuncay Güney’in her söylediğini başının üzerinde tutuyor. İddianame’nin en itibarlı, en güvenilir, en samimi şahsiyeti Tuncay Güney’dir. Tuncay Güney, Savcı Zekeriya Öz’ün itibar kaynağıdır ve itibar şampiyonudur. Yine Danıştay suikastını yapanlardan Osman Yıldırım’a da Savcı Zekeriya Öz sonuna kadar güvenmekte ve itibar etmektedir. Bu davanın savcıları ile Tuncay Güney, birbirlerine çok yakışıyorlar. Çünkü itibar, güven ve samimiyet ölçüleri aynıdır. Savcı Zekeriya Öz ile “Osmanım” diye aşırı muhabbet taşıdığı, Atatürk’e alçakça “İngiliz piçi” diyen Osman Yıldırım da birbirlerine çok yakışıyorlar. BÜYÜK SUÇLAR VE SUÇLULAR Demek ki Tuncay Güney meczup değilmiş. Tuncay Güney’in meczup olmadığını aslında ona meczup diyenler de en sonunda anladılar. Bir komutanımız hemen geçmişini gözden geçiriyor. 1995 Çelik Harekâtı’nı yapmış, Kardak Operasyonu’nun emrini vermiş. Büyük suç! Diğer komutanımız, ABD’nin Kuzey Irak seferine karşı dik duruşunu hatırlıyor. Büyük suç! Eski YÖK Başkanımız kendisini temize çıkarıyor! Ben sapına kadar Amerikancıyım diyor. O, gerçekten suçsuz! Çünkü suçluyu da suçsuzu da Amerika belirliyor; savcılar ve yargıçlar değil. Tuncay Güney, Eski YÖK Başkanı’nın bu beyanatını Oval Ofis’ten mutlaka izlemiştir. Madalyasını yakında yollayacaktır. İşçi Partisi Genel Başkanı olarak, İddianame’de bana yöneltilen suçlara bakıyorum. Özeti: Kemalist Devrim’i tamamlama kararlılığı! ABD emperyalizmine ve Haçlı İrticaya karşı vatanı savunmak, halkı savunmak! HEDEFTE TEMİZLER VAR KİRLİLER DEĞİL Kamuoyunda dolaştırılan en şaşkın söylenti, bu davada sap ile samanın birbirine karıştırıldığı, temiz insanların kirli insanlarla aynı sepete konduğudur. Temiz ne demek? Temiz olmak, - Çelik Harekâtı’nı yapmak, - Kardak Harekâtı’nı yapmak, - ABD’nin Irak’ı ve Türkiye’yi parçalamasına direnmek, - NATO’dan çıkmak, - Türkiye’nin bağımsız olarak Avrasya’daki yerini alması, - Atatürk Devrimi hedefine bağlanmak ise, bu dava, tam hedefine yönelmiştir. Oval Ofis’ten verilen talimat, doğru uygulanmaktadır. Herkes örgüt şemalarına iyi baksın! O şemalarda yöneticiler, Org. Kıvrıkoğlu, Org. Eşref Bitlis, İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek var! Bu davada hedef, Oval Ofis’te tanımlanmış bir suçları bulunmayan 20 yaşlarındaki Vatan Bölükbaş’lar değildir. Herkes uyanmalı ve büyük tertibi görmelidir. Hiç kimse bu davada olmayan bombalarla, uydurma krokilerle suçlanmıyor. Suç, Atatürk Devrimi’ni taammüden savunmak! NATO’DAN ÇIKALIM GLADYO’NUN KÖKÜ KAZINIR Tuncay Güney, Türkiye’nin patlayan çıbanıdır; Türkiye’nin irinidir. Türkiye, son 60 yılda Kemalist Devrimi yıka yıka kendi eliyle imal ettiği bu zavallı çocuklarının üstünde tepinerek bu karanlık tertipten kurtulamayacaktır. Artık herkes, Maşallah, Kontrgerilla düşmanı, Gladyo düşmanı, Susurluk düşmanı, çete düşmanı, mafya düşmanı oldu. Türkiye fırsat yakalamış, öyle diyorlar. Başımızda Obama, Fethullah Hoca, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan elimizde F tipi polis kadroları, Gladyo’yu ve Susurluk’u temizliyoruz! Türkiye, neyin fırsatını yakalamış? Düşman, Kemalist Devrim’in son kalelerini de yıkacak! Ordu’nun direncini kıracak. İşçi Partisi’ni etkisiz hale getirecek. Vatansever güçleri sindirip bir Mafya-Tarikat-Gladyo rejimini kurmanın eşiğine gelmiş, son hamlesini yapıyor. Şaşkınlarımız, saf yüreklilerimiz; ABD’nin Sözleşmeli personelinden Mafya-Tarikat güçlerinden, BOP Eşbaşkanlarından, Deniz Feneri soyguncularından, çocuklarına yüz metrelik gemicikler alıp, eşlerinin parmaklarına 40 milyarlık yüzük takanlardan, Dolmabahçe Sarayı’nın eşyalarına bile göz koyanlardan temiz toplum kurmalarını bekliyor. Gafillerin ve hainlerin tertiplerine, psikolojik savaş yalanlarına kanmak için ne kadar arzulu insanımız var! İkiyüzlülüğe izin veremeyiz! Susurluk’un, Gladyo’nun kökünü kazımak mı istiyoruz, yapılacak tek iş vardır: NATO’dan çıkmak! NATO’dan çıkalım, Uğur Mumcuları kimse vuramaz! NATO’dan çıkalım, Eşref Bitlis’in uçağını kimse düşüremez. NATO’dan çıkalım, 1 Mayıs katliamları son bulur. NATO’dan çıkalım, Kahramanmaraş’ta canlarımızı artık kimse baltalarla öldüremez! NATO’dan çıkalım, kimse Atatürk Kültür Merkezi’ni kundaklayamaz! NATO’dan çıkalım, kimse Madımak Oteli’ndeki o güzel aydınlarımızı cayır cayır yakamaz! NATO’dan çıkalım, benim canım yerdeşlerim Kemaliye Başbağlar köylülerini kimse kurşuna dizemez! NATO’dan çıkalım, Hırant Dink’i kimse öldüremez. NATO’dan çıkalım, PKK terörünü, Hizbullah maskeli terörü kimse besleyemez! NATO’dan çıkalım, Gazze halkına en büyük yardım budur! NATO’dan çıkalım, Irak halkına en candan selam budur. NATO’dan çıkalım! İkiyüzlülüğü bırakalım! NATO’DAN ÇIKMAK “YURTTA BARIŞ, CİHANDA BARIŞ”IN BUGÜNKÜ GÖREVİDİR! Gladyo’yu temizlemek istiyor muyuz, tek çare vardır: Atatürk’ün demir süpürgesi! Atatürk’ün döneminde bu terör belası var mıydı? Hatta 1960’ları hatırlayınız, şu patlayan bombalar, havalara uçan kollar bacaklar var mıydı? Şu koruma ordularına bakınız, Türkiye Atatürk Devrimi dönemlerinde böyle miydi? Nerde o devrimin, o bağımsızlığın getirdiği barış ve huzur, o kardeşlik, o mahalle ilişkileri, o arkadaşlıklar ve sevdalar? Bu kan revanın ortasında, Türkiye’nin ilerlediğini, kalkındığını hangi mezhep söyleyebilir? Buradan İşçi Partisi Genel Başkanı olarak bütün milletime sesleniyorum: NATO’dan çıkalım Gladyo’nun kökünü kazıyalım! Bütün partiler, örgütlere aynı çağrıyı yapıyorum: NATO’dan çıkalım Gladyo’nun kökünü kazıyalım! Kim Susurlukçu kim değil, mihenk taşı, bu çağrıya verilen cevaptadır. Kimse milleti aldatmasın! İkiyüzlüler meydana çıksın! Milletimiz kimseye aldanmasın! “BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ” DİYE İDDİANAME YAZILMAZ! Ceza yargılaması, fiillerle ilgilenir. Suç olduğu iddia edilen fiilleri tek tek ele alacağız. Fiiller, zamanla belirlenir. Bir iddianamenin hukuki değerinin birinci ölçütü, fiiller, insan somutluğudur; gerçekliğidir; zamanın içindeki yeridir. O nedenle hukukçu, hemen ilk sayfada yazılan “Suç Tarihi”ne bakar. Biz de bakıyoruz. Tarih: 12 Haziran 2007. Yani Ümraniye’de bulunduğu söylenen bombaların, yine bulunduğu rivayet edilen tarihi. Ancak İddianame’nin içini açıyoruz. Milattan önce binlerce yıl derinliğine kadar gidiyor. Suç olduğu iddia edilen somut fiiller bulunmadığı için, suç tarihi de saptanamıyor. “Bir varmış bir yokmuş, deve tellal iken, pire berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken” diye iddianame yazılmaz. Bu İddianame’de bizleri suçlayan bütün olaylar, “deve tellal iken” gerçekleşmiştir. İddianame’nin en büyük gerçeği budur. Şimdi tek tek ispatlayacağız. Tartışmasız olarak ispatlayacağız. Kesinleşmiş mahkeme karalarıyla ve tartışmasız resmi belgelerle ispatlayacağız! II UYDURMA FİİLLER VE GERÇEKLER BİRİNCİ UYDURMA: BİLECİK TOPLANTISI “Ergenekon Yeniden Yapılanma” temel belgesini, Doğu Perinçek, Suphi Karaman, Hasan Yalçın, Deniz Bilge, Erol Bilbilik BİLECİK’te hazırladılar.” (İddianame, s. 56, 887, 1408, 1522, 1552 ve diğer yerlerde) Kanıt: Tuncay Güney ile Mülakat. Açıyoruz Tuncay Güney ile Mülakat’ın ilgili bölümlerine (s.26, s. 81–84) bakıyoruz. Bilecik’te hazırladılar diye bir suçlama yok. Soldan sağa okuyoruz, Yok! Sağdan sola yazabilirler diye bir de öyle okuyoruz yine Yok! İddianame’yi yazanlara Tuncay Güney’in kurgulanmış Mülakat’ı dahi yetmemiş. Bir kuruluş eylemi gerekli… Yok! O zaman uydurmuşlar. Uydurma eylemi, Mülakat Özeti’nde başlıyor. F tipi polisler, Mülakat’ı özetlerken uydurmuşlar. Ancak ben, Emniyet sorgusunda uyardım, “Bilecik toplantısı”, “Bilecik’te hazırlama diye bir şey yok” diye anlattım. Savcılar, bu beyanlarım karşısında uydurmadan vazgeçebilirlerdi. Vazgeçmiyorlar. Uydurmada ısrar ediyorlar. Yalanı bile bile iddianameye de yazıyorlar. Kasıt unsuru tamam! İddianameyi imzalayanların birinci suçudur bu! Fiil uydurmak! Suç uydurmak! Mahkemeyi yanıltma girişimi! Kamuoyunu kandırmak! İftira fabrikasyonu! Bunların hepsi suçtur! İKİNCİ UYDURMA: GEN. VELİ KÜÇÜK’ÜN TALİMATI “Doğu Perinçek ve arkadaşları Ergenekon Yeniden Yapılanma belgesini Veli Küçük’ün talimatıyla yazdılar.” (İddianame, s. 56, 887. 1408, 1522, 1552 ve diğer yerlerde) Kanıt: Tuncay Güney ile Mülakat. İddianame’yi yazanların bu iddiası da uydurma. Mülakat’ta böyle bir yalan yok! İddianame yazarları, Tuncay Güney’in bile söylemediği yalanı uydurmuşlar! Dahası Tuncay Güney, tam tersini söylüyor: “SORGUCU: İşaret eden kim? TUNCAY GÜNEY: Neyi işaret eden? SORGUCU: Siz gidip bu adamlardan faydalandınız. Ergenekon’un Yeniden Yapılanması’nda faydalanın diyen kim? TUNCAY GÜNEY: Veli paşa faydalanın demedi. (…) Kendi söylemedi. Doğu Perinçek, bunlarla [Perinçek’in Genel Başkan Yardımcıları] çalışıyor. SORGUCU: Siz Doğu Perinçek’e gittiniz. Doğu Perinçek, bunlarla kendisi hazırladı. TUNCAY GÜNEY: Evet (…) SORGUCU: Niye buna ihtiyaç duydu? Örgüt, Ergenekon pasif durumda mıydı? TUNCAY GÜNEY: Hayır partilerde bir Anayasa Taslağı vardır.” İddianameyi yazanlar, bir kez daha uydurmuşlardır. İkinci suçları budur! ÜÇÜNCÜ UYDURMA: PERİNÇEK VE ARKADAŞLARI HAZIRLADI “Bilecik toplantısı” Mülakat’ta yok. Yalan! Savcılar uydurmuş! “Veli Küçük’ün talimatı” da Mülakat’ta yok. Hatta tam tersi söyleniyor. Bu yalanı da savcılar uydurmuş. Peki, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek ve üç Genel Başkan Yardımcısı, Ergenekon temel belgesini hazırlamışlar mı? Bu iddia da uydurma! Mülakatı baştan sona okuyunuz, tekrar tekrar okuyunuz! Tuncay Güney böyle bir yalanı söylemiyor. Bu yalanı da, Tuncay Güney’in Mülakatı’nda olmadığı halde, İddianame’yi yazanlar uyduruyorlar! Uydurmaya mecburlar! Çünkü kendilerine örgüt imal etme görevi verilmiş! Tuncay Güney’in söylediği şu: Doğu Perinçek ve Suphi Karaman, Hasan Yalçın, Erol Bilbilik, Deniz Bilge, partileri için “bir Anayasa Taslağı” hazırladılar. Bu metnin adı: “Devletin Yeniden Yapılanması”. Bu metin, İşçi Partisi başkanlık kurulu kararı! Dava dosyasındaki belgelerde, üzerinde “İP Başkanlık Kurulu Kararı–25 Kasım 1999” diye açıkça yazıyor! İP Başkanlık Kurulu Kararı olan “Devletin Yeniden Yapılanması” bir bakıma bir anayasa önerisi taslağı! İP Başkanlık Kurulu Kararı ile “Ergenekon Yeniden Yapılanma” arasında en küçük benzerlik bile yok! Her iki metin arasında ortak bir cümle dahi yok! İddianame’yi yazanlar, yine “hünerlerini” gösteriyorlar. Tuncay Güney’in Mülakatı’nda iki ayrı metin olarak geçen “İP Başkanlık Kurulu Kararı” ile “Ergenekon Yeniden Yapılanma” belgesini sürekli olarak birbirine karıştırıyorlar. Kasıtlı yapıyorlar bunu. Çünkü Tuncay Güney’in Mülakatı’nda böyle bir karışıklık yok. İki metin birbirinden ayrı: “Doğu Perinçek’in Yeniden Yapılanma teorisi var. [İP Başkanlık Kurulu Kararı] Veli Paşa genişleterek tasarı yaptı.” (s.26) “Doğu Perinçek bize bir tez hazırladı. (…) Partilerde bir Anayasa Taslağı vardır.” (s.82–83) Tuncay Güney’in yalanı, İddianame’yi yazanların uydurması yanında küçük kalıyor. Tuncay Güney, özetle şunu söylüyor: İşçi Partisi’nin hazırladığı taslak, Veli Paşa tarafından genişletilerek “Ergenekon Yeniden Yapılanması” tasarısı haline getirildi. Gerçekler, bu yalanı da çürütüyor: “Ergenekon Yeniden Yapılanma” belgesinin tarihi: 29 Ekim 1999. İşçi Partisi’nin “Devletin Yeniden Yapılanması” başlıklı Başkanlık Kurulu Kararı’nın tasarı olarak yayınlandığı tarih: 25 Kasım 1999. Önce Ergenekon belgesi yazılmış. Dolayısıyla o belgenin İşçi Partisi belgesinden yararlanarak yazılması mümkün değil. İçerik de bunu doğruluyor. İleride inceleyeceğiz, iki belgenin konuları ayrı, felsefeleri zıt, aralarında tek bir cümle benzerlik yok! İddianame’yi yazanların üçüncü suçu da budur. DÖRDÜNCÜ UYDURMA: “ARZ EDERİM” SAHTECİLİĞİ İddianame’yi yazanlar, Doğu Perinçek’in Veli Küçük’e “Arz ederim” diye biten bir mektup yolladığını iddia ediyorlar. (İddianame, s. 1415 ve diğer yerlerde). İşte mektup burada! [Perinçek, adli görevli aracılığıyla mektubun örneğini Mahkeme Başkanı’na sunuyor] Bu mektup, Dava Dosyasında var. Savcılar, mektubu görmüşler. Ama bakıyoruz, “Arz ederim” sözcüğü yok! [Doğu Perinçek, adli memur aracılığıyla Mahkeme Başkanı’na verdiği mektubun bir örneğinin de İddia Makamı’nda oturanlara verilmesini talep ediyor.] Hani nerede, “Arz ederim” sözcükleri nerede? İddia Makamı’nda oturanlar İddianamelerine yazdıkları o iki sözcüğü Mahkeme’ye göstersinler! Gösteremiyorlar! Yine uydurmuşlar! Yüzleri kızarmıyor mu, utanmıyorlar mı? Bu kez sahtecilik suçu işlenmiş. Doğu Perinçek’in Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e yolladığı mektubun sonundaki “Arz ederim” sözcüğü oradan kesme-biçme yöntemiyle alınmış, Sayın General Veli Küçük’e yollanan mektubun sonuna yapıştırılmış! Buna ne demeli? Dört kâğıtçılık yöntemi mi demeli, beş kâğıtçılık yöntemi mi? Savcılara, tertibi hazırlayanlar, resmi evrakta sahtecilik yapma yetkisi mi vermişler? Savcı sıfatını taşıyanlar, resmi bir evrak olan İddianame’ye, ellerindeki belgeleri bile bile, kasıtlı olarak değiştirerek, yeni sözcükler ekleyerek koyabilirler mi? Bunu yapanlara C. Savcısı denebilir mi? Herkes dese, babası Yargıtay C. Başsavcı Yardımcılığı yapmış olan Doğu Perinçek demez! Denebilir ki, yanlışlıkla yazmışlardır; Cumhurbaşkanı’na yazılan mektup ile General Veli Küçük’e yollanan mektubu karıştırmışlardır! Hayır, altını çiziyorum, bile bile, kasıtlı! Çünkü ben Emniyet ifadesinde, “Arz ederim” sözcüğünün o mektupta olmadığını açıkça söyledim; uyardım onları. Hata olsaydı, düzeltirlerdi. Demek ki, mahcup olmaktan korkmuyorlar. Yüzlerinin kızarması, onlar için bir utanç değildir. Psikolojik savaş görevi uğruna, onurlarını feda edebiliyorlar. Evet, bu davada İddianame’yi yazanların amacı, Mahkeme’yi ikna değildir; kamuoyunu psikolojik savaşla aldatmaktır! İşte uydurmalarla yürütülen psikolojik savaşın ispatı! 28 Mart 2008 tarihli Sabah gazetesinin birinci sayfa manşeti! Nal gibi harflerle! “Tuhaf Diyalog Perinçek’ten Küçük’e: Arz ederim” [Perinçek, Sabah gazetesini gösteriyor] Savcıların uydurması, daha İddianame yazılmadan Sabah Gazetesi’ne birinci sayfa manşeti oluyor. F. Savcılığı ile Amerikancı liboş ve tarikatçı basın arasındaki yalanlarla, fabrikasyonlarla, uydurmalarla yürütülen işbirliğinin yüzlerce örneğinden yalnızca biridir bu “Arz ederim” imalatı! Yazmadığım, tek bir sözcükle Sabah gazetesine manşet oluyorum! Bana verilen öneme bakınız! Ama biz İşçi Partisi olarak, Diyarbakır’da binlerce Kürt kökenli yurttaşımızla ve binlerce Türkiye Bayrağıyla miting yaptığımız zaman, Sabah gazetesinde tek satırla yer alamıyoruz. Çünkü o Türk Bayrakları, binlerce Kürdün elinde, ABD’nin Diyarbakır’ı Kukla Devlete merkez yapma planını bozuyor! Bu iddianame, baştan aşağıya, İddianame’yi yazanların uydurmalarını ve suçlarını ve ABD güdümündeki tertibin zoraki yalanlarını belgelemektedir. İddia sahiplerinin dördüncü suçlarının özeti budur. Peki, General Veli Küçük’e o yedi satırlık mektup neyin nesidir? Bu mektup, Cumhurbaşkanı’na, bütün devlet ve hükümet yöneticilerine, TSK Komutanlarına, siyasal partilere, kitle örgütlerine ve basına yollanan dosyanın sunuş mektubudur. Dosyanın konusu, 4 Haziran 2003 günü TBMM’de onaylanan İkiz İhanet Sözleşmeleri’ne ilişkin görüşlerimizdir. Bu görüşleri, Çankaya’da beni kabul eden Sayın Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’e sundum ve sözlü olarak açıkladım. Sayın Cumhurbaşkanı’ndan bu İhanet Sözleşmeleri’ni veto etmesini talep ettim. Ayrıca basın toplantıları yaparak kamuoyuna açıkladım. E. General Veli Küçük, gazetelerden okumuş. 2003 Haziran ayının ilk yarısıydı, telefonla aradı. O sırada İstanbul İl Yönetim Kurulumuz ile toplantı halindeydim. 20’nin üzerinde Kurul üyesinin önünde konuştuk. E. Gen. Veli Küçük, bir grup general arkadaşıyla bu İkiz Sözleşmeler konusunu görüştüklerini belirtip, sözleşmelerin içeriğiyle ilgili somut sorular sordu. Zaman zaman birlikte görüştükleri general arkadaşlarının da sesleri geliyordu; “Şu konuyu da sorun” diye. Bir saat içinde dört kez telefon ettiler. Ben, bu kadar ilgilenmelerinden sevinç duydum. Cumhurbaşkanı’na, devlet yöneticilerine ve gazetelere verdiğim dosyanın bir örneğini de kendilerine yollayacağımı, ilgilendikleri bütün konuların bu dosyada ele alındığını belirttim ve dosyayı kendilerine yolladım. Nitekim Gen. Veli Küçük’ten ön yazı ve ekindeki Cumhurbaşkanı’na yollanan dosya içeriği aramada bulunmuş. Aynı dosya, Cumhurbaşkanlığı Makamına baskın yapılıp arama yapıldığı zaman orada da bulunacaktır. İşçi Partisi’nde yapılan aramada, çeşitli devlet kurumlarına ve basına gönderilen örnekleri bulunmuş ve dava dosyasına konmuştur. Örneğin Cumhurbaşkanı’na, Milli Güvenlik Kurulu üyelerine ve gazetelere… Bu İkiz Sözleşmeler, Türkiye Cumhuriyeti tarafından 40 yıl imzalanmamış, en sonunda ABD ve AB’nin baskısıyla hükümet tarafından imzalanmış, AKP iktidarı tarafından TBMM’den geçirilmiştir. Bu İkiz Sözleşmeler’de etnik gruplara ayrı devlet kurma hakkı tanınmakta, bölgelere kendi ekonomik kaynaklarına sahip çıkma yetkisi verilmekte ve etnik, mezhepsel, dinsel cemaatlere kendi eğitimlerini düzenleme hakkı tanınmaktadır! Bu İkiz İhanet Sözleşmeleri, PKK tüzük ve programını bile aşan bölücü hükümler taşımaktadır. Etnik bölücülük ve dinsel cemaatler böylece Türk Kanunlarına dayanma olanağını elde etmişlerdir ve taleplerini bu hükümlere dayanarak ileri sürmeye başlamışlardır. BEŞİNCİ UYDURMA: “TÜRK SUBAYLARI DOĞU PERİNÇEK’İN ORGANİZESİYLE PKK’YA 6 BİN SİLAH VERDİ” HAİNLİĞİ Savcılar, İddianamelerine TSK subaylarının, Doğu Perinçek’in “organizesi ve referansıyla” Barzani ve Talabani’ye 24 bin silah verdiklerini, bu silahların 6 bininin yine Türk Subayları tarafından PKK’ya teslim edildiğini yazabilmişlerdir (İddianame, s. 277, 278 vd, 1525 ve diğer yerler). Tek kanıtları, Tuncay Güney’in söyledikleridir (Mülakat, s. 39 vd, 111 vd). Savcılara göre, Mehmetçiği vuran silahları ve kurşunları PKK’ya, Türk Ordusu vermektedir. 24 bin silahın bireysel veya grupsal bir girişimle Barzani, Talabani ve PKK’ya verilemeyeceği açıktır. Tuncay Güney, 24 bin adet silahı iki araba, iki “konteynıra” sığdırabilmiştir. Peki, Savcılar hangi vicdana, hangi mantığa sığdırabilmişlerdir? Bu konularda uzman olan, İP Genel Başkan Yardımcısı E. General Servet Cömert ile yaptığımız hesaba göre, 24 bin silah, 120 ton ağırlığındadır ve silahların arasındaki hava boşlukları da hesap edildiğinde, bu kadar silah, en az 12 tırla götürülebilmektedir. Tırların büyüklüğüne göre bu konvoy 20 tıra kadar çıkmaktadır. Tırların boyu 13 metre 60 cm’dir. [Tırlarla ilgili bilgiyi Mahkemenize tek sayfa halinde şemalarla sunuyorum] Trafik kurallarına göre tırlar arasında bırakılması gereken mesafe de dikkate alınırsa, bu konvoyun boyu 1,5–2 km’dir. Aşağıdaki tabloda en çok kullanılan bazı tırların ölçülerini metre cinsinden bulabilirsiniz: L = Uzunluk W = Genişlik, H = Yükseklik, m3 = Toplam hacmi (metreküp) TIR TİPİ L W H m3 RESİM Tenteli TIR 13.60 2.42 2.40 79 13.60 2.42 2.60 86 Jumbo TIR 3.10 2.42 2.55 79 9.10 2.42 2.75 3.50 2.42 2.45 83 8.70 2.42 2.95 Treylerli normal TIR (Optima) 6.20 2.42 2.50 87 8.30 2.42 2.50 Treylerli Jumbo TIR 7.80 2.44 2.85 110 8.10 2.44 2.85 Normal Açık TIR upto 18 2.44 - - Damperlı TIR - - - upto 25 Jumbo Açık TIR upto 18 2.44 - - Lowbed TIR - - - - Sayın Mahkeme, Düşünebiliyor musunuz Tuncay Güney, Türk subaylarının marifetiyle, yanında gazeteci Ayşe Önal ve Bengüç Özerdem olmak üzere arkasında 2 km boyunda 20 tırlık bir konvoyla Irak’ın kuzeyine silah götürüyor!!! Bu haince olduğu kadar, mantıksız ve uydurma suçlamayı, hangi C. Savcısı iddianamesine yazar? Bunu yazabilecek dördüncü bir savcı bulunabilir mi? Genelkurmay Başkanlığı, Avukatımız Hüseyin Gökçearslan’ın başvurusu üzerine, 20 Mayıs 2008 günlü yazısıyla bu haince suçlamanın “tamamen asılsız ve mesnetsiz” olduğunu bildirmiştir. “Genelkurmay Başkanı Namına” imzalanan bu yazı “Ad. Müş. 3050-37-08. O.Ö. 90017316” sayısını taşımaktadır. Bu Genelkurmay Başkanlığı yazısını Mahkemenize bir kez daha sunuyorum. Evet, bir kez daha! Çünkü İddianame yazılmadan önce bu resmi yazı Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e verilmişti. Dahası Tuncay Güney, Kuzey Irak’a silah konusunda yalan söylediğini televizyonlardan defalarca bangır bangır söyledi. (Saygı Öztürk, Belgelerle Ergenekon, s. 60 vd). Ancak Zekeriya Öz, “Genelkurmay Başkanı namına” yazılan yazıya iltifat etmemiş, Tuncay Güney’in “yalan söyledim” beyanını da samimi bulmamış, 2001 yılındaki alçakça ve haince yalanını İddianamesine inatla ve ısrarla, döne döne yazmıştır. Türk Ordusu’na ve Türk subaylarına karşı, Türkiye tarihinde bu kadar haince bir psikolojik savaş yürütülmemiştir. Türk Ordusu’na güveni yerle bir etmeyi amaçlayan bu iftiranın ardında savcı sıfatı taşıyanların imzalarının bulunması, Türk Yargısı için yüz karasıdır; silinemeyecek bir lekedir. Peki, Savcılık bu cüreti nereden almaktadır? Bu çılgınca psikolojik savaş ihanetine, Genelkurmay’ın açıklamasını ve her türlü mantık kuralını hiçe sayarak, en küçük bir araştırma yapmadan, hangi cüretle kalkışabilmektedir? İhanet kavramının içini dolduracak bilgi de ispatlıdır. 16 Şubat 2001 günü ABD’nin ünlü New York Times gazetesinde ve 23 Şubat 2001 günü Washington Post gazetesinde, CIA bağlantılı ünlü gazeteci Jim Hoagland imzasıyla bir haber yayımlanıyor. CIA bağlantılı Hoagland, Türk Ordusu’nun komutanlarının “Kuzey Irak sınırında kaçakçılık yaptıklarını” yazıyor. Aydınlık dergisi bu haberi görüyor ve hemen kamuoyuna duyuruyor. (Aydınlık, 1 Nisan 2001, s.4–5, sunuyoruz) Amerikan gazetesinde 23 Şubat 2001 günü çıkan Türk Ordusu’na yönelik bu suçlama, 7 gün sonra İstanbul’daki Fethullahçı istihbarat polisleri tarafından Tuncay Güney’in ifadesine yazdırılıyor. CIA’daki hıza bakınız! Bir hafta içinde elleri kolları İstanbul Emniyeti İstihbarat Şubesine kadar uzanıyor ve Tuncay Güney’in ifadesiyle kayda geçiriliyor. Genelkurmay Başkanlığı o CIA haberlerini hemen yalanlamış, ne önemi var. CIA’nın Türk Ordusu’na karşı psikolojik savaş malları, yedi yıl sonra bu kez de F. Savcıları tarafından Ergenekon İddianamesi’ne yazılıyor! Hem de Genelkurmay’ın iki ayrı yalanlamasına ve resmi yazısına rağmen! “İhanet” kavramı üzerinde ısrar ediyorum. Çünkü ihanet ispatlı… Bir ispat da, Tuncay Güney’in Mülakatı’nda! Tuncay Güney şöyle diyor: “Tabii biz silahları veriyoruz, CIA veriyor oldu.” (Mülakat, s. 118). Türk Ordusu veriyor PKK’ya silahları ve suçu da CIA’nın üzerine atıyor! Hıyanete bakın siz! Bir koyundan iki post çıkarmaya kalkıyor hainler. Türk Ordusu, PKK’ya silah vermekle suçlanıyor. Dünyanın gözü önünde silahları veren CIA aklanıyor. Bu alçakça anlatım, Tuncay Güney’e açıkça dayatılmış. Bu da ispatlı: “Sorgucu: normalde bu silahları CIA göndermedi. Siz gönderdiniz. Tuncay Güney:Tabii canım” (Mülakat, s. 118). Sorgucu, Tuncay Güney, Ergenekon Savcıları, bu ihanette buluşmuşlardır. Milliyet, Radikal, Yeni Şafak, Star ve Sabah gazeteleri de bu uydurma psikolojik savaş mallarını, bırakalım vicdanı, mantığın denektaşına bile vurmadan çılgınca yayımlamışlardır. Çünkü görev Türk Silahlı Kuvvetleri’ne vurmaktır! Doğu Perinçek’e ve İşçi Partisi’ne vurmaktır! Buradan Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’na sesleniyorum! Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu’na sesleniyorum! İstanbul C. Başsavcılığı’na sesleniyorum: Ergenekon İddianamesi’ni yazanlar, Türk Ordusu’na karşı hiçbir vicdan ve mantığa sığmayan bir psikolojik savaşı yürütmüşlerdir. Buna izin veren kurumlar da, kuşkusuz sorumludur. Bu ihanete soruşturma açmayan, bu ihaneti cezalandırmayan bütün yetkili kurumlar, ağır sorumluluk içindedir ve suç işlemektedir. ALTINCI UYDURMA: “ORG. ÇEVİK BİR, KIRIKKALE MKE’DEKİ SABOTAJI YAPTIRDI” HAİNLİĞİ (İddianame, s. 1413 vd, s. 1525, Tuncay Güney Mülakat, s. 120 vd) Evet, suçlamalar arasında bu da var! Ordu komutanlığı yapmış bir Orgeneral, Kırıkkale Mühimmat Fabrikası’nı havaya uçurtuyor!!! Dahası bu alçakça psikolojik savaş, Tuncay Güney marifetiyle Aydınlık gazetesinin üzerine atılıyor. İşte Aydınlık’ın haberi! Ne yazıyor başlıkta: “Kırıkkale’deki patlama ABD’nin Genelkurmay’a cevabı” (Aydınlık, 6 Temmuz 1997, Ekli sunuyorum). Hani nerede “Org. Çevik Bir Sabotajı yaptırdı” yalanı? Savcılar, Türk Ordusu’na güveni sarsmayı hedefleyen bu Tuncay Güney uydurmalarını nasıl dava dosyasına koyarlar? Bu sorunun tek bir cevabı vardır: İsterse kuyruklu uydurma olsun, yeter ki Türk Ordusu’na vursun! YEDİNCİ UYDURMA: GENELKURMAY BAŞKANLIĞI DOĞU PERİNÇEK ARACILIĞIYLA PKK İLE GÖRÜŞMELER YAPTI (İddianame, 276 vd, 281, 1526 ve başka yerlerde) Oysa o tarihlerde Doğu Perinçek Haymana Cezaevi’nde idi. İddianameye göre, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Şubat 1999’da şu faaliyette bulunmuş: - İstanbul’da Abdullah Öcalan’ın “teslim olmak istiyorum” mesajını General Veli Küçük’e iletmiş! - İstanbul’da Veli Küçük ile görüşmüş! - İstanbul’da Tuncay Güney, Apo’nun Avukatı Doğan Erbaş ve Adnan Akfırat ile Apo’nun teslim şartları konusunda üç ayrı görüşme yapmış! - İstanbul’da sık sık Tuncay Güney’i aramış! - İstanbul’da Tuncay Güney’i “Apo’nun avukatları ile görüşün” diye sıkıştırmış! Bütün bu faaliyetler İddianame’ye göre hangi sırada yürütülüyor? - “Apo, Suriye’yi terk ettikten sonra” - “Apo, İtalya’da iken” - “Apo, dünyanın üzerinde turlarken” - “Apo Kenya’da iken” Yani, Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarıldığı 10 Ekim 1998’den, Kenya’dan Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999 arasındaki dönemdir söz konusu olan. Oysa Doğu Perinçek, 24 Eylül 1998 günü Ankara’da gözaltına alındı. Bir hafta Ankara Emniyeti’nde gözaltında tutulduktan sonra 30 Eylül 1998 günü Haymana Cezaevi’ne kondu ve 8 Ağustos 1999’a kadar Haymana Cezaevi’ndeydi. Apo’nun Suriye’yi terk etmesinden Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye teslim edilmesine kadar geçen olaylar Ekim 1998-Şubat 1999 arasında. Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiği tarihte Doğu Perinçek beş aydır Haymana Cezaevi’nde. Ve o tarihten sonra beş ay daha Haymana Cezaevi’nde kaldı. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Haymana Cezaevi’nde bulunduğu Şubat 1999 tarihinde, yapıldığı uydurulan “Türk Silahlı Kuvvetleri ile Apo arasında görüşmeler örgütlüyor, toplantılar yapıyor! Bütün bu uydurmaları, İddianame’yi yazanlar, Tuncay Güney’in “samimi beyanlarına” dayandırıyor. Savcılar, o sırada Doğu Perinçek’in nerede bulunduğunu ve ne yaptığını araştırmadan İddianame’nin içine doldurmuşlardır. Yeni Şafak, Radikal, Sabah gazeteleri 28 Temmuz 2008 günlü yayınlarında bu uydurmalara büyük başlıklar atarak yer verdiler. Tuncay Güney’in ipiyle kuyuya inmeye kalkanlar, iftira ve yalan kuyularına gömülüp kalmaya mahkûmdurlar. SEKİZİNCİ UYDURMA: DOĞU PERİNÇEK PKK KURUCUSU VE PKK’NIN İKİNCİ LİDERİ İddianame’yi hazırlayanlar, bu iftirayı yazabilecek kadar gerçek düşmanıdırlar ve hukuk düşmanıdırlar (İddianame, s. 280). İddianame’ye yazdıkları bu iftiranın hesabını yargı önünde vereceklerdir. Ellerinde bu iddianın, bir iftira, bir yalan olduğunu hükme bağlamış Mahkeme kararı ve Milli Savunma Bakanlığı yazısı ile Milli Eğitim Bakanlığı yazısı olduğunu bile bile, kendilerini tutamayarak bu suçu işlemişlerdir. Hem de JİTEM ile ortak ruh hali içinde olduklarını da göstermişlerdir. Bu iftira, 1995 öncesinde bir JİTEM ders notunda yer alıyor. Amaç, Doğu Perinçek’e karşı psikolojik savaş. Bunu saptıyor ve belgeleriyle Milli Savunma Bakanlığı’na başvuruyoruz. Milli Savunma Bakanı Mehmet Gölhan, 07.04.1995 tarihinde bir yazı yazarak İşçi Partisi’ne karşı hatalı olduklarını kabul etmiştir (Örneğini sunuyorum). Bununla yetinmiyoruz. Bu ders notunu derhal toplatacaksınız diye başvuruyoruz. Bu kez Milli Eğitim Bakanı Nevzat Ayaz, 18.08.1995 günü İşçi Partisi’ne yazı yazarak, Ders Notu’nun toplatıldığını bildirmiştir (Belge ekli olarak sunulmuştur). Bu yazılar, Dava Dosyası’ndaki Fabrikatör başlıklı metinde bulunmaktadır. Savcılarca görülmüştür. Ama daha önemlisi, bu iftira, Ankara 1 Nolu DGM’de hükme bağlanmıştır (E 1999/124, K 1999/202, 20.12.1999) İftiracılar da, 1 yıl 8 ay hapse mahkûm olmuştur. İftiracılara teşdit hükmü uygulanmıştır (Ankara 9. As. Ceza Mahkemesi, E 2000/271, K 2000/1136, 7.12.2000) Peki, iftira suçunda ısrar eden savcılara ne uygulanacaktır? Savcı Zekeriya Öz’ü ne resmi belgeler, ne mahkeme kararları durdurabiliyor. Savcı Zekeriya Öz’ün Tuncay Güney’e yolladığı 22. soru aynen şöyledir: “PKK’nın kuruluşuna, Doğu Perinçek’in katkısı nedir?” Mahkeme kararlarını da bir kenara atıyorum. PKK kurulduğu zaman, Tuncay Güney 3 yaşındaydı. Psikolojik savaş görevleri, ancak bu kadar bilgisizlikle ve bu kadar hukuk tanımazlıkla ve bu kadar ölçüsüz uydurmalarla ve vicdan yoksunluğuyla yürütülebilir. 1975–1980 sonrasında Tuncay Güney 3–8 yaşlarındaydı ama o dönemle ilgili gerçekler yaşandı ve biliniyor. PKK, bu kuruluş döneminde, Doğu bölgemizde birinci hedef olarak Doğu Perinçek’in Genel Başkanı olduğu Türkiye İşçi Köylü Partisi’ne karşı terör yürüttü. Bölgedeki il başkanlarımız ve yöneticilerimizi katletti. Aydınlık dergisini taşıyan GAMEDA kamyonlarını yaktı. Bu PKK cinayetleri ve terörü, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. PKK’nın tetikçileri, mahkeme tutanaklarına geçen şu ifadeleri verdiler: “Ben yasadışı PKK örgütünün sempatizanı ve üyesiyim. Bu örgütün amacı sömürücü kitlelere karşı bağımsız bir Kürdistan devleti kurmaktır. Ve bu yönde engel teşkil eden TİKP cereyanına karşı eyleme geçmemiz gerekiyordu. İnan Özdemir ise bu TİKP’nin ileri gelen bir üyesiydi bunu öldürmeye örgüt mensupları olarak karar verdik.” [İfade tutanağını ekte sunuyorum] DOKUZUNCU UYDURMA: PERİNÇEK’E PKK MEKTUPLARI VE DESTEĞİ Ergenekon Davası Savcıları, Ankara DGM kararıyla mahkûm edilmiş bir iftirayı on yıl sonra yeniden yargı önüne getirmişlerdir (İddianame, s. 280, 1469). 1998 yılında Tuncay Güney ve Sami Demirkıran, Gladyo’nun emriyle, sahte mühür yaparak İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’e karşı bir tertip düzenliyorlar. İki adet sahte mektup hazırlanıyor. Bu mektuplardan biri, PKK Garzan Eyaleti adına, diğeri PKK’nın yan örgütü ERNK adına yazılmış, imzalanmış ve mühürlenmiş. Tıpkı Ergenekon davasında olduğu gibi, yine Tuncay Güney kullanılarak Doğu Perinçek 24 Eylül 1998 günü gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Yapılan yargılama sonunda, Ankara 1 Nolu DGM, Adli Ekspertiz ve Bilirkişi raporları yanında diğer kanıtlara da dayanarak PKK mektuplarının sahte olduğunu saptıyor ve Doğu Perinçek’in aklanmasına karar veriyor (E 1999/124, K 1999/202, 20.12.1999). Bunun üzerine sahte mektupları Savcılığa getiren PKK itirafçısı Sami Demirkıran hakkında şikâyette bulunuyoruz. Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi Sami Demirkıran’ı iftira suçundan teşdiden 1 yıl 8 ay hapse mahkûm ediyor ve hüküm kesinleşiyor. Tuncay Güney’in sahte belgeleri düzenleyen tertibin içinde olduğunu saptıyoruz, fakat o zaman ispatlayamıyoruz. Ama Tuncay Güney’in evinde yapılan aramada bulunan ıstampa ve mürekkep gibi malzemeler, yalnız sahte pasaport ve kimlik düzenlemek için değil, Doğu Perinçek’e sahte PKK mektuplarının hazırlanmasında da kullanıldı. Nitekim Tuncay Güney, kendi düzenlediği o mektupların birer örneğini saklamış. Bu davanın ne kadar dayanaksız olduğunu gösteren çarpıcı bir kanıt da, Doğu Perinçek’i 1998 yılında iftirayla hapse attıran, Perinçek’e iftiradan mahkûm olmuş PKK itirafçısı Sami Demirkıran, Tuncay Güney ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in aynı terör örgütünde birleştirilmeleridir. Elinizde bulunan henüz açmadığınız şemaya bakınız, orada itirafçılar bölümünde Tuncay Güney’e bağlı olarak Sami Demirkıran’ın adı da var. Doğu Perinçek ile Sami Demirkıran ve Tuncay Güney’i aynı örgütte birleştirebilmek için, iftiracı olmak gerekir. Sami Demirkıran’ın iftira suçu, 10 yıl sonra bu davanın Savcıları tarafından yeniden işlenmiştir; hem de İddianame okunarak Mahkeme huzurunda. Bu sahte PKK mektupları, Ergenekon soruşturmasında, Emniyet sorgusunda bana yeniden soruldu. DGM kararıyla aklandığımı ve iftiracının cezalandırıldığını belirttim (DP Emniyet ifadesi, s. 11–12, ekte sunuyorum). Yani Savcılar DGM’nin kararını ve iftira suçundan mahkûmiyet kararını öğrendiler. Ceza mahkûmiyeti kararını bile bile, aynı iftirayı yeniden yazan savcılar, PKK itirafçısı Sami Demirkıran’ın suçunu on yıl sonra yeniden işlemişlerdir. Bu suçun tartışılacak yanı yoktur. Üstelik azami teşdit nedeni vardır ve suç mahkeme huzurunda işlenmiştir. Tek celsede sonuçlandırılacak bir suç vardır. Kanıt, iddianamedir. Kasıt unsuru tartışmasız vardır. Bu durumda huzurda iftira suçu nedeniyle savcılar Zekeriya Öz, M. Ali Pekgüzel ve Nihat taşkın hakkında suç duyurusunda bulunmak, mahkemeniz için bir hukuki zorunluluktur. Sanıklar hakkında çok tartışmalı açıklamalar nedeniyle çok kolay suç duyurularında bulundunuz. Savcıların suç işleme ayrıcalığı yoktur. Suç duyurusunda bulunmanızı talep ediyorum. Mahkemeniz, vereceği kararla hukuka bağlı olup olmadığını gösterecektir. ONUNCU UYDURMA: MERSİN MİTİNGİ’NDE PKK İLE İŞBİRLİĞİ İşçi Partisi’nin 6 Nisan 1992 günü gerçekleştirilen Mersin Mitingi’nde PKK ile işbirliği yaptığı, Perinçek’in mitingden iki gün önce PKK militanlarıyla Mersin’de buluştuğu ve mitingde polise saldırı örgütlediği suçlaması yapılıyor. Oysa bu miting Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılama konusu oldu (E 1992/131). Suçlamaların hepsinin gerçek dışı olduğu Mahkeme kararıyla saptandı ve iftiracı Sami Demirkıran, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla Perinçek’e iftira suçundan 1 yıl 8 ay hapse mahkûm oldu. Mersin Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyadan Emniyet Müdür Vekili Ertuğrul Verdi’nin Savcılık soruşturmasındaki tanık ifadesini okuyorum: “Olay günü Emniyet Müdürlüğü’ne vekâlet ediyordum… Ben de olay yerinde bulunuyordum. Konuşmacı Doğu Perinçek, ‘Biji PKK, biji Apo, Kürdistan faşizme mezar olacak, kahrolsun Türkiye, vur gerilla vur Kürdistan’ı kur, kahrolsun faşizm’ ibareli sloganları atmaları üzerine, ikazda bulundu, ‘bu sloganları atmayın, mitingi gayesinden çıkarmayın’ diye söyleyince, orada bulunan topluluk, Doğu Perinçek’e ‘Kürtçe konuş’ diye söylediler. Doğu Perinçek de, ‘Ben Kürtçe bilmiyorum. Birkaç kelime konuşsam, o da sizi kandırmak olur. Beni dinlemek isteyenler elini kaldırsın, dinlemek istemeyenler belli olsun’ diye bir referanduma girdi. Bundan sonra 150–200 kişilik bir grup toplantı alanından koparak Vali Evi’ne doğru yürümeye başladılar.” (Savcılık soruşturmasındaki tanık ifadeleri, s.7) Mersin Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü Orhan Savaş ise olayı şöyle anlatıyor: “Olay yerinde bulunuyordum. Konuşmacı Doğu Perinçek konuşmasını yaparken slogan atılmaya başlandı. Doğu Perinçek, sloganın gayesine aykırı olduğunu, atılmamasını söylemesi üzerine mitinge gelen kalabalık grup kendisinden Kürtçe konuşmasını istedi. O da ‘Ben Kürtçe bilmiyorum. Bildiğim Kürtçeyi de konuşsam, sizi aldatmış olurum.’ diyerek, beni dinleyenler ve dinlemeyenler diye referanduma geçti. Ve bu arada 200 kişilik bir grup Vali Evi’ne doğru yürümeye başladılar.” (Savcılık soruşturmasındaki tanık ifadeleri, s.8) Mersin Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi Başkomiseri Haydar Pakkan ile tanık olarak dinlenen diğer 24 polis memurunun ifadeleri de, Emniyet Müdür Vekili ve Güvenlik Şube Müdürü ile aynıdır. Bunlardan bir örnek vereceğiz, diğerleri dosyada bulunmaktadır. Çevik Kuvvetlerde görevli Yunus Kurt: “Miting sırasında Vilayet önünde görevli idim. Mitingin sonuna doğru Doğu Perinçek konuşuyordu. Bir grup ondan Kürtçe konuşmasını istedi. Doğu Perinçek de Kürtçe bilmediğini, sadece birkaç kelime bildiğini söyleyerek konuşmadı. Bu sırada 100–150 kişilik grup mitingi kamera ile tespit eden görevli polise karşı saldırdılar. Doğu Perinçek, bunlar bizdendir diyerek saldırıyı önledi. Mitingin bitmesine rağmen bu grup, 100–150 kişilik grup dağılmayıp toplu olarak şehir merkezine doğru yürümeye başladılar.” (Savcılık soruşturması, tanık ifadesi) Görüldüğü gibi, bu davada, kimi tertipçilerin bir takım iftiracılar örgütleyerek kurguladığı suç senaryolarından ilkiyle karşılaşmış değilim. İlginç olanı, kurgulanan tetikçilerin 1992’den bu yana 16 yıl geçmiş olmasına rağmen aynı ekip olmasıdır: Tuncay Güney-Sami Demirkıran ekibi! ON BİRİNCİ UYDURMA: DOĞU PERİNÇEK’İN ÜÇ KEZ AKLANMIŞ ABDULLAH ÖCALAN RÖPORTAJLARI İddianame, Doğu Perinçek’in Apo görüşmelerini yayımlayarak PKK propagandası yaptığı suçlamasında bulunuyor (İddianame, s. 285 vd, 1522). Bir savcı, PKK propagandası olmadığı üç ayrı yargı kararıyla saptanmış bir fiile, kendilerine belirtildiği halde, bile bile, aynı suçlamada bulunur mu? Savcıysa bulunmaz. Ama iftiracıysa bulunur! Aklama ve takipsizlik kararlarının yeniden getirtilerek dava dosyasına konmasını talep ediyorum: 1. İstanbul 2. DGM, 27.06.1990, E 1989/277, K 1990/148. 2. İstanbul 2. DGM, 04.12.1991, E 1991/216, K 1991/454. 3. İstanbul C. Başsavcılığı, Hz 1997/1777, K 1997/237 (Takipsizlik Kararı). ON İKİNCİ UYDURMA: İP BAŞKANLIK KURULU DEVLETİN YENİDEN YAPILANMASI BELGESİNDE “İHANET EDENLERİN ÖLDÜRÜLECEĞİ” Hem Ergenekon dokümanı hem de Devletin Yeniden Yapılanması dokümanında, ‘ayrılan ve ihanet eden örgüt üyelerinin öldürüleceği’ hususu bulunmaktadır (İddianame, s. 63). İşte Devletin Yeniden Yapılanması! Hani nerede? Utanmıyorlar mı, yüzleri kızarmıyor mu bu yalanları İddianame’ye yazmaya? Yazdıkları bir iddianame değil, iftiranamedir! Bu maddi hata da sorgumun sonunda huzurda düzeltilmeli ve tutanağa geçirilmelidir. ON ÜÇÜNCÜ UYDURMA: DOĞU PERİNÇEK, VELİ KÜÇÜK, SEVGİ ERENEROL, KEMAL KERİNÇSİZ VE SEDAT PEKER YURTDIŞINDA BİRARAYA GELEREK TOPLANTI VE SEMİNERLER YAPTILAR Bu iddia, diğer suçlamalar gibi yine desteksiz, yine kanıtsızdır. Hayatımın hiçbir döneminde, hiçbir zaman Veli Küçük, Sevgi Erenerol, Kemal Kerinçsiz ve Sedat Peker ile - Ne yurtdışında, ne yurtiçinde, - Ne tek tek, ne de hep birlikte, buluşmadım. Toplantı yapmadım. Ve görüşmüş de değilim. Yurtdışı çıkışları ve tarihleri çıkış kapılarında saptanmaktadır; tarihler bellidir. Bir C. Savcısı böyle bir iddiada bulunabilmek için, adı geçen kimselerin çıkış tarihlerini Emniyet’ten ister ve karşılaştırır. Bunu yapmamış, görüşme ve buluşma uydurmuştur. İşte Ergenekon Soruşturmasının gerçekliği ve hukukiliği konusunda bir örnek… Bütün suçlamalar böyle. Türkiye’de polis koruması altındayım. Bütün gezilerim ve buluşmalarım saptanmaktadır. Yurtiçinde de adı geçen kimselerle bir buluşmam ve görüşmem yoktur. Benim belirttiğim gerçekler ispatlıdır. Giriş çıkış kayıtları ve polis izleme raporlarıyla resmi kayda geçmiştir. Savcılığın iddiası ise tertip ürünüdür; gerçek dışıdır. Savcılık, Emniyet kayıtlarını bile araştırmaya gerek duymadan suçlamada bulunmaktadır. Buna iddianame denmez, iftiraname denir. ON DÖRDÜNCÜ UYDURMA: DOĞU PERİNÇEK TANITMA FONUNDAN ERMENİ MESELESİ İÇİN 300–400 MİLYAR ALDI (İddianame, s. 1602, 1701) Kanıt: Tuncay Güney ile Mülakat, s. 127 Yine gerçekliği araştırılmadan, İddianame’ye konan bir Tuncay Güney yalanı! Tuncay Güney’e güvenenlere ancak Tuncay Güney kadar güvenilebilir. Savcılık, Devlet Tanıtma Fonu’na bir yazı yazıp gerçeği araştırmamıştır. Mahkemeden talep ediyorum. ON BEŞİNCİ UYDURMA: DOĞU PERİNÇEK, SADDAM HÜSEYİN’E ERGENEKON ÖRGÜTÜNÜN MESAJINI GÖTÜRDÜ (İddianame, s. 85–86) Yine dayanaksız suçlamalar! 1996 yılında bir parti heyeti halinde Bağdat’ı ziyaret ettiğimizde, yanımızda bir işadamı heyeti ve başlarında Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Doğan’ın da bulunduğu 6 kişilik bir basın heyeti de vardı. İşadamları ve gazeteciler, bütün toplantılara, bu arada partiler arasındaki resmi görüşmelere bile katıldılar. ON ALTINCI UYDURMA: ULUSAL KANAL’I ERGENEKON ÖRGÜTÜ KURDU (İddianame, s. 1651) Savcılık, araştırma yapmadan Tuncay Güney’e sonsuz güvenle her suçlamaya yer veriyor. Zahmet edip Ticaret Sicili’ne baksalar veya RTÜK’e sorsalardı, Ulusal Kanal’ın kuruluş tarihinin 15 Aralık 1994 olduğunu göreceklerdi. İddianame, Ergenekon’un kuruluş tarihinin 29 Ekim 1999 olduğunu ileri sürüyor. Beş yıl fark var! Kaldı ki, yine İddianame’ye göre, Ergenekon örgütü, 2000 yılında Ulusal Kanal’ı ele geçirmek için operasyon yapıyor. İddianame de Tuncay Güney gibi tutarsız, mantıksız, ciddiyetsiz. ON YEDİNCİ UYDURMA: “DOĞU PERİNÇEK ULUSAL TV’YE AVRUPA’DAN 500 MİLYAR GETİRDİ” (İddianame, s. 55, 161, 1651) İddianameyi yazanların Tuncay Güney’in iftiralarından başka malzemeleri yoktur. Malzemesi Tuncay Güney olanlar, Tuncay Güney kadar güvenilirliğe sahiptirler. Ulusal Kanal’ın adını bile bilmeyenler, her şeyi bilme iddiasındalar. Ulusal Kanal’ın bütün hesapları bellidir. Ulusal Kanal, Fethullahçıların şikâyetleri üzerine SPK ve MASAK tarafından denetlenmiştir ve böyle bir iddiayı doğrulayacak tek emareye rastlanmamıştır. Çünkü bu suçlama da yalandır. ON SEKİZİNCİ UYDURMA: CUMHURİYET’İN ELE GEÇİRİLMESİ İddianame’de şöyle yazıyor: “Tuncay Güney, Doğu Perinçek’e giderek, Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun emri olduğunu, gazetenin alınması için Kemal Özden’den 3 milyon Dolar alınmasını görüştüklerini” (İddianame, s.157 Tuncay Güney ile Mülakat, s. 55) Org Hüseyin Kıvrıkoğlu, çok değerli bir komutandır; Genelkurmay Başkanı’dır. Kesinlikle böyle kanunsuz işler yapmaz. Ben İşçi Partisi Genel Başkanıyım. Bana Cumhurbaşkanı dâhil kimse emir veremez ve vermemiştir. Herkes bunu bilir. Rahmetli Kemal Özden’in servetinin hepsini de toplasanız, 3 milyon Doları bulmayacağı hemen saptanır. Cumhuriyet gazetesinin bedeli ise yüz milyonlarla ölçülür. Kaldı ki, Ergenekon belgeleri denen yazılarda, Cumhuriyet ve Ulusal Kanal’a karşı operasyonlar düzenlemekten söz edilmekte ve düşmanca ifadeler kullanılmaktadır. Bu konu Belgeler bölümünde geniş olarak ele alınacaktır. ON DOKUZUNCU UYDURMA: DOĞU PERİNÇEK AYDIN DOĞAN’DAN VELİ KÜÇÜK ALEYHİNE YAYIN YAPMAMASINI İSTEDİ (İddianame, s. 160–161) Savcıların mabudu olan Tuncay Güney’in ayetlerinden biri de budur. Uyarıyorum! Tuncay Güney, Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan yönetimi tarafından Türkiye’nin Başsavcısı haline getirilmiştir. Tuncay Güney, hiçbir yasayla, vicdanla, ahlakla bağlı olmayan bir Başsavcı olarak, insanları sürekli suçlamaktadır. Kanıt, muhakeme hiçbir şey gerekli değil. Tuncay Güney’in ayetleri tartışılmaz hüküm haline getirilmiştir. Mevcut ABD güdümlü Mafya-Tarikat rejimi, bir iftira merkezi kurmuş, başına kendilerine çok yakışan Tuncay Güney’i oturtmuştur ve onun aracılığıyla sürekli olarak insanlara suçlamalar yöneltmektedir. Ve bu iftira üretiminin hiçbir yaptırımı yoktur. Savcılık, Mahkeme salonunu, psikolojik savaşta kullandıkları bir atış poligonuna, insan onurunun boğazlandığı bir mezbahaya çevirmektedirler. YİRMİNCİ UYDURMA: PERİNÇEK, ALEMDAROĞLU, İLSEVER GÖZALTINA ALINMASALARDI KAÇACAKLARDI Hannover şehrinde, Almanya’daki Türk toplumu örgütleri ile Talat Paşa Komitesi önderliğinde Ermeni Soykırımı yalanına karşı bir toplantı yapılacağı aylar öncesinden ilan edilmişti. Çalışmalar yürütülmüştü. Bu toplantıda Denktaş, Perinçek ve Alemdaroğlu’na cesaret ödülü verileceği de yine kamuoyuna duyurulmuştu. Bu konuda program ve bilgileri içeren 16 Mart 2008 tarihli Aydınlık’ta çıkan haberi sunuyorum. YİRMİ BİRİNCİ UYDURMA: DOĞU PERİNÇEK GEÇMİŞTE YAZDIĞI KİTAPLARDA “ERMENİ SOYKIRIMI”NI SAVUNUYORDU (İddianame, s. 1546) Savcılar, yalanın altına imza atmışlardır. Bu gerçek, onların imzalarının güvenilirlik derecesini ve değerini gösterir. Bu iddiay Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz! KEMALİZM,SOSYALİZM VE FRANSIZ DEVRİMİ19/11/2008 · Kategori: DokumanlarMustafa’yı, Kemal Atatürk yapan elbette Türkiye’nin devrimci pratiğidir. Mustafa Kemal, o pratik içinde uluslar arası devrimci cereyanlardan beslendiğini her zaman açıkça belirtmiştir. Bu cereyanlar: Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! ULUSALCILIK VE TERÖR5/10/2008 · Kategori: DokumanlarTürkiye, tam bir haftadır Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı ve ulusalcılığı terör kapsamında ele alan Raporu’nu tartışıyor. Geçen Eylül ayında İçişleri Bakanlığı’na sunulan Raporda ulusalcılık; Terörle Mücadele ve Harekât Dairesi Başkanlığı’nın faaliyetleri altında değerlendirildi. Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! Ergenekon İddanamesi (syf. 2401-2455)26/7/2008 · Kategori: DokumanlarTape:3911, 10.03.2008 tarihinde X kişi (Ankesörlü telefondan konuşan) ile görüşmesinde özetle;X Kişi: "Bugün görüşmek biraz mümkün değil uzaktayım da yarın ee çok erken saatlerde olur", İhsan: "Tamam o zaman bi çaldırır mısın tekrar", X Kişi: "Aa ne zaman ha geldiğimde geldiğimde mi bir saat evvel çaldırırım tamam mı", İhsan: "Yani ee", X Kişi: "Hadi hadi bu şekilde arayacam hadi", İhsan: "Tamam oldu", X Kişi: "Hadi bakalım hadi hadi" dediği, Tape:3912, 11.03.2008 tarihinde X kişi ile görüşmesinde özetle;İhsan: "Büyük Yerde misin sen", X Kişi: "Ha,yok onlar küçük yerdeler.", İhsan: "Küçük evdeler mi", X Kişi: "Öbür taraftalar.",İhsan: "Onlar toplandı da ben rabıta yapayım onlarla sen büyük yerdesin herhalde", X Kişi: "Ben Büyük yerde değil ya ben mangaldayım onlar öbür dükkanda.", İhsan: "İşte Mangalın orasını diyorum da hani "büyük yer" diye.", X Kişi: "Tamam işte sen de gideceksin oraya burada takılmanın ne anlamı var. Onların yanında olmayacan mı sen", İhsan: "Onlar şu an başka bir toplantı yapıyor benimle bir alakası yok o toplantının.", X Kişi: "Ee geç orda otur bir yerde, o senin toplantın başlarsa geçersin.", İhsan: " Oldu tamam anladım dayı sağol" dediği, Tape:3913, 11.03.2008 tarihinde X Kişi ile görüşmesinde özetle;İhsan: "...bu Mustafa ÖZTÜRK var ya bu şeyin sahibi", " O bana biraz JİTEM havası yapan çocuk var burada onlarla toplantıdalar.", "...bir kumpas kuruyorlar etrafımda gene bu ıı.. ne diyorlar benim evlendiğim kadının ekibi ama" , X Kişi: "Oraya gelmem mi gerekiyor", İhsan: "Onu düşünüyorum da ama ıı.. şey yok ne diyorlar senin başını belaya sokmayayım. Şimdi ben onları takip ediyorum, gözetliyorum ne yapacaklar diye de çünkü o Ayşe Nazmiye UÇA.................. ya yardım eden tayfa şu an burada." , ".. beklemediler benim buraya geleceğimi herhalde, bakalım acayip bir kumpas kuruluyor gene ama, bakalım nedir Her neyse.", X Kişi: "Gelmem gerekiyorsa geleyim.", İhsan: "Yok abi nolcak ki. Adam burada silahı çıkarıp sıkarsa sıkıcaklar. Sıkmazlarsa he he ne bileyim yani bakalım ne olacak, m... ama baya rahatsız oldular. Baya rahatsız oldular bakalım. Sen beni bi 15 dakka 15 dakkaya bir ara veya 10 dakka 10 dakkaya bir ara oldu mu, Şey çıktı mı bir Ayhan hanım gelmişti ya ziyaretimize", X Kişi: "Bir şey olursa çaldır." dediği, Tape:3914, 13.03.2008 tarihinde Faruk ile görüşmesinde özetle;İhsan: "..ben çıktım toplantıdan" , "Şeydeyim işte bu Ulusal Kanalın orda bir çıkış var ya bu ana caddeye..." , "Şey yapabildin mi ölçümü alabildin mi sen", Faruk: "Aldım aldım. Hesabını da yaptım 120 küsur.", İhsan: "O az ya. İnşallah kurtarır.", Faruk: " Yani 50 den, yani senin yaptığın 5 ten hesapladığım zaman 18 gibi bir rakam çıkıyor." , " Yani masraflar filan cartlar curtlar, kurtarır yani.", İhsan: "Evet. Iıı.. şey. Sen söyle. Önceki haber müdürleri, benim numarayla beraber tüymüş gitmiş.", "Adamlar şey ya. ben ne bileyim. Yani hakkaten milleti biraz anlıyorum ama kimse beni anlamıyo. Iıı. Yani ne diyorlar. Birileri beni Fethullahçı sanıyo, birileri beni JİTEM zannediyo, birileri beni MİT zannediyor., ya dur be kardeşim hiç birisi değilim. Bir tane işte normal, biraz cesur, biraz işte korkak olmayan, ıı yurt dışında çalışmış işçi ailesinin bir tene çocuğuyum. Biraz da deli doluyum, biraz asabiyim. Tamam mı", " Iıı.... Biraz da meraklı Melahatim karıştırıyorum bazı yerleri. Bir şey çıktı mıydı da getiriyorum devletime teslim ediyorum yani. Ama tabi inanmıyorlar" dediği, Tape:3915,19.03.2008 tarihinde X Kişi (İstanbul İl Jandarma Komutanlığı adına kayıtlı telefonla konuşuyor) ile görüşmesinde özetle; İhsan: "Ha gardaş merhaba. Bi buluşalım senle ya, bir zaman ayır bana ya.", X Kişi: "Ya şimdi şöyle, ben sana zaman ayırayım da, ben ıı.. şimdi ben bu telefonu kullanıyorum ama ben onun görevine gelmedim.", "Önce onu söyliyeyim. Yani o senin konun da ıı.. benim de branşım da değil, ben ondan dedim, bir düşüneyim bakayım bizde bu işlerle ilgilenen kim var onları yönlendireyim diye.", "Ora Polis bölgesiyse polise veya savcılıkla bir diyalog kursanız, O arkadaş için, Daha iyi olur.", ihsan: "Vallaha öyle yapacam artık. Çünkü beni 2 buçak-3 sene önce o ben şuyum, buyum diye geldi, buluştuk. Benden bırak bilgi istemeyi bir tane sayfa evrak bile istemedi ki ıı.. ben yurt dışında bu konuda korunuyorum. Hakkaten korunuyorum.", "Emniyet tarafından, daha doğrusu emniyet tarafından, daha doğrusu Alman İstihbaratı tarafından korunan kişiyim. Çünkü öldürül, onlar o örgütün ölüm listesindeyim ben.", "Hani bunları da bırak evrakı, televizyonlarda çıkmış bu haberler, çoktan çıktı yani Almanyada ve Türkiye'de", "Ve hala 3 senedir afedersin ıı.. şey kamu malı olduk, medyadan kaçıyorum, magazinden kaçıyorum, benim derdim magazin değil, benim derdim, bu örgüt askeriyeye sızmak üzere ki sızıyor, ticarete sızıyor, ıı.. anayasaya saldırı var, derdim bu evrakları bilirkişilere teslim etmek. Ben sivil insanım ben bu yükü daha fazla taşıyamıyacağım çünkü.", X Kişi: "Evet anlıyorum. Tabi tabi bence de adli makamlara veya ilgili kurumlara vermekte fayda var. O yüzden ben yani bu, biz biliyorsunuz normal tayin olunca bize tahsis edilen numaralar. Onlar gidiyor, yeni gelenlere diyorlar ki "al şu senin al şu senin" O konuyla pek ilgim alakam olmadığı için.", İhsan: "Evet. Evet ama o uluslar arası olaylarla ilgilenen birim hakkaten beni alsın, hatta bir odaya kapatsınlar, desinler ki "İhsan gel bakayım buraya", X Kişi: "İhsan ben açıklama şöyle yapsam daha iyi olur. Yani illa askerle, Jandarmadan biriyle görüşmek istiyorsanız", "Şube Müdürüyle olmazsa birgün bir gelin bir görüşün, o size gerekli yönlendirme yapar.", İhsan: "Şube Müdürü şeyde mi Leventte mi", X Kişi: "Bu ha ha Maslak'taki." dediği, Tape:3916, 22.03.2008 tarihinde X Kişi ile görüşmesinde özetle;İhsan: "Ben şu anda Malta tarafmdayım aa Jandarmaya gidiyorum orda bi görüşmem toplantı var ondan sonra gelip şeye gitcem derneğe gitcem", X Kişi: "Jandaraıa'da ne işin var ya", İhsan: "Ara sıra gidiyorum oraya ben ya", "Ara sıra gidiyorum oraya rahatım yani bu konularda", X Kişi: "Tamam oldu tamam oldu konuşuruz" dediği, Tape:3917, 22.03.2008 tarihinde Orhan ile görüşmesinde özetle;Orhan: "Sizle görüşmek istiyordum bu vazo için", İhsan: "Efendim ben şu an Maslak'tayım aa" , "Oraya gelmem herhalde benim 1 saati anca 1 saati bulur" dediği, Tape:3918, 22.03.2008 tarihinde Ayşe Ceylan GEÇYOL ile görüşmesinde özetle; İhsan: "Bi 40 dakkaya falan orda olması lazım ee hani bi yaşlı bi amca var sakallı hatırlıyor musunuz geçen gelmişti Osman bey" , "Onu onu aa biz geç kalırsak içeriye al", "Hani onun da yanında otur yalnız bırakma", Ayşe Ceylan: "O geçen gün geçen gün gelen bey", İhsan'm Benim odama al ama yalnız bırakma" dediği, Tape:3919, 25.03.2008 tarihinde Faruk ile görüşmesinde özetle; İhsan: "...şeye odaklansın abi gazeteci Sedat var ya", "Ona odaklansın ha çok acil", Faruk: "Hı hı tamam", İhsan: "Çünkü kaç mesaj geldi ee o adamın vakti geldi .... Savcılığa baş vurmam lazım ve", "Yaptığı pisliği çok net bir şekilde ortaya çıkarmam lazım", "Sedat burda önemli biliyorsun", "Oldu hadi odaklan ona", Faruk: "Tamam canım" dediği, Tape:3920, 31.03.2008 tarihinde Ayşe Ceylan GEÇYOL ile görüşmesinde özetle; İhsan: "...benim büromda hani bu kendi özel evraklarımın olduğu bir plastik mavimsi akarteyon gibi çanta vardı ya hatırlıyor musun", "Şimdi o dosyanın yanma gitsene sen benim odaya doğru", Ayşe Ceylan: "Tamam gittim yanındayım", İhsan: "Onu lütfen şu an oturduğun yere al eline al oturduğun yere koy ve hep senin yanında olsun oldu mu", "Ona Faruk yaklaşmasın ellemesin" dediği, Tape:3922, 07.04.2008 tarihinde İlkay ile görüşmesinde özetle; İhsan: "Şimdi telefon geldi hiç beklemediğim birisinden uzun zamandır. Iıı.. İbrahim DURUL diye birisi var.", "Hep bahsediyordum ya Jandarma İstihbaratındaki Yavuzla Ayşen'in arasındaki para trafiği, konuşma trafiğini sağlayan kişi diye", "O kişi aradı beni. Arama saati hangi.................... işte o numaradan aradı. Iıı.. A Ne U İbrahim diye kaydetmiştim zaten. Aradı, oba (aba) altından sopa gösterdi.", "İşte, binanın etrafında dolaşıyormuşsun, yanında adamlarla gelmişsin diyor.", "Şey var ya hani çete, çete benzetmesi var ya bana mafyaymışım ve saire.", "O daldan takılıyor. İşte o komşuyu Arzu hanımı rahatsız etmişsin diyor, hani taziye ziyareti rahatsız olarak görülüyor.", "Iıı.. yani ben bunu, şunu çıkarıyorum bu sonuçtan ıı.. demek ki ne beni nerden neyi deşmeye çalışcamı, nerde ne bilgi almaya çalışacağımı hani bir şeyleri |